Yaya topik nasıl yapılır?
Malum, çalışan anne-babanın çocuğu olmak zor meziyet. Ama evde yaya varsa, hem de o yaya en yakın kankan olmuşsa değme keyfine çalışan anne-baba çocuğunun. İşte ben de o ballılardandım. Ev kapısını hiç anahtarla açmadım, hep açanım oldu. Sırf bu yüzden bile, yaya en kıymetlisidir torununun.
Yaya diyoruz, bir de altyazı geçelim. Gerçi artık “yabancılı” dizi çok, bilenler de çoğalmıştır ama yaya, Ermenicede anneanne, babaanne için kullanılır. Benim bu yazıda bu satıra kadar bahsettiğim kişi babannem, meşhur Roza Yayamdı. Şimdiden sonrası ise anneanne, Süzan Yaya, namı diğer Kangallı.
Efendim, yaya dedik, koyduk bir kenara. Bırakın orada dursunlar iki dakika. Biz Ermeniler için, aile büyükleri kadar mutfak da mühimdir. Bilenler bilmeyenlere anlatsın diyerek geçiştiremeyeceğim kadar hassas bir konu olduğundan biraz detaya girmem lazım. Mutfak dendi mi akan sular durur bizde. Hele ki özel günlerde… Biz “donagan” deriz, kutlamalı demek; bayram da denebilir ama bana yaban geliyor ikisi de. Neyse işte bizim “kutlu” günlerimizin menüleri az çok bellidir. Özellikle Noel ve Paskalya dönemi, misal, Kurtuluş’tan geçerseniz iki evden birinden o kavrulan soğan kokusunu kesin alırsınız. Hah işte dolmayı bilirsiniz, topiği de. Ama dolmaki, sarma derken, bir şekilde, birden çok coğrafyada mevcut yiyecekler başka, tek bir toplumla özdeşleşen yiyecekler bambaşka. Biz "bağzı" Ermenilerin “başka”sı ise tartışmasız topik. Miniminnacık bir bilgi size, sahibinden, kesin bilgi. Olur ya, siz siz olun, yolunuz düşer de Ermenistan’a giderseniz da Ermenistanlı bir Ermeni ile karşılaşırsanız topik mopik demeyin. Topik dediğimiz arkadaş, İstanbul Ermenilerinin geleneksel yemeğidir. Yurtdışında yapanlar da yüksek ihtimalle, İstanbul kökenli olanlardır. Gerçi bizim Kangallı da lakabından mütevellit pek İstanbullu sayılmazdı ama öğrenmeye ve gelenek göreneklerimize çok düşkündü. Okuma yazma bilmez ama yol yordam çok iyi bilirdi. Dolayısıyla, muhtemelen sonradan öğrendiği topiğin uzmanı olarak ailemiz tarihinde yerini almıştır kendisi. Öyle ki, mutfağına kimseyi sokmayan Roza Yayam, senede iki kez, topiğe elini sürmez, o görevi dünürüne devrederdi. Süzan Yayam da özene bezene yapıp Amerikan bezlerine sarıp sarmaladığı topikleri tepsi içinde getirir, biz de löpletirdik.
Topik denince, çoğu tanıdığımın yaptığı gibi saygı duruşuna geçmek farzdır. Bakmayın laf arasında “kolaydır, yapılır, ne var ki?” demelerime. Eni konu el tutar ve epeyce meşakkatlidir. Tarife geçmeden önce hikayesine bakacak olursak, kaynağa değil fakat kulaktan dolma bilgilere sahibim ben sadece. Efendim zamanında (muhtemelen 1915 öncesine kadar, niyeyse(!)) din adamları, vartabedler, Medz Bahk (büyük perhiz, Paskalyadan önceki yedi hafta) boyunca taşra yolculuklarında bugünün veganlığı olarak bilinen bizim perhize uymak için yanlarında topik taşırlarmış. Hem doyurucu, hem enerji veren hem de vegan olduğundan seferi din adamlarımız için eşsiz bir gıda kaynağı olduğu söylenir. Bu, şehir efsanesi de olabilecek ulusal/dinsel hikayemiz.
Bir de kendi hikayem var tabii ki topik ile alakalı. Ona geçmeden önce, din adamlarının kutsal yolculuklarında yedikleri bir ürünün üzerinden bir asır bile geçmeden meyhanelerin, rakı masalarının en aranan, en meşakkatli ve en nezih mezesine dönüşmesi bence tadından yenemeyecek bir “gelişme”.
Gelelim hikayemize. Efendim, malum, çalışan ebeveynin armudu da dibine düştü ve lise........
