Ne olmuştu?
Bu soru yıllarca kafamı meşgul etti. 2005 yılının Temmuz ayına kadar ‘normal’ seyrinde giden ve beraat kararına bu kadar yaklaşmışken ne olmuştu da hâkim karar veremiyordu? Dosyanın bilirkişiye gönderilmesi talebimizi destekleyen duruşma savcısı da bilirkişi raporunu görmezden gelerek Hrant’ın cezalandırılmasını istiyordu? Oysa dosya karar aşamasındaydı.
Bir yerlerden baskı yapılıyor ve hâkim karar vermekte zorlanıyor diye düşünüyor, bu durumda baskı merciinin derinlerde ve çok güçlü olabileceğini hissediyordum. Seziyordum ancak somut olarak ortaya koyamıyordum.
Beraat kararı beklentime yol açan, yargısal pratik ve içtihatlar yanında bilirkişi raporunun dava dosyasındaki nüshası üzerinde hâkimin işaretlediği bölümlerdi.
Genellikle hâkimler, dosyayı karar vermek üzere okuduklarında, dilekçeler, deliller ve varsa bilirkişi raporlarında yararlanacakları cümlelerin altını çizerler. Hâkim Metin Aydın da bilirkişi raporunun dosyadaki nüshası üzerinde çalışmış ve bazı cümlelerin altını çizmişti. Hatta bazı cümlelerin yanına yıldız işareti koymuş, yine bilirkişi raporunun, “suçun oluşumu için özel kastın aranması gerektiği” sözlerini de çerçeve içine almıştı.
Altı çizilen ve özellikle yanına yıldız konan ve çerçeveye alınan cümleler, Hrant’ın beraat etmesini gerektiren önemli cümlelerdi. Belli ki hâkim, bilirkişi raporunu okumuş, kararında yararlanacağı cümleleri işaretlemişti. Ancak bu çalışmasına rağmen hâkim neden karar veremiyordu?
Mesela bilirkişi raporunda hâkimin yanına yıldız işareti koyduğu iki cümleden biri;
“Zehirli kan olarak ifade edilen husus, Türklük ya da Türkler değil Ermeni kimliğinde yer alan sanığın ifadesi ile hatalı anlayıştır.”
Diğeri: “… sarf edilen sözlerde tahkir, aşağılama, küçük düşürme, zayıflatmak anlamına gelebilecek bir husus bulunmamaktadır.”
Yine raporun olayın değerlendirmesi bölümünde yazılan ve suçun oluşumu........
