Taze ekmek
Bazen çocuklardan sizin için dışarıda basit bir işi hâlletmelerini istediğinizde, nedendir bilinmez, sevinçten deliye dönerler; öyle bir heyecanlanır, evden öyle bir fırlarlar ki, şaşar kalırsınız. Bir çocuk, aynı işi yapmaya yalnız başına gidecek olsa surat asar, hatta “Durmadan oraya buraya yolluyorsunuz beni” diye şikâyet eder; yorgunluktan bitip tükenmiştir zavallıcık! Çocuklar için bir şeyi iki-üç kişi birlikte yapmak, özellikle de sevdikleri ya da hayranlık duydukları biriyle yapmak, tek başına yapmaktan çok daha eğlencelidir.
On sene önce Diyarbakır’da, Sur’un arka sokaklarından birinde çektiğim bu kare, 1960’lı yılların ortalarında Kamışlı’da da çekilmiş olabilirdi pekâlâ – en sevdiğim kuzenim Dzovig ve ben ekmek fırınından dönerken... Babaannem Verjin’in evinde kurulan öğle yemeği sofrası için ekmek almaya ilk kez gittiğimizde beş-altı yaşlarındaydım. Sıcak bir yaz günüydü. Babaannem bize para vermiş, “Hadi bakalım, bir koşu gidip taze ekmek alın” demişti. Benim bu işe dair hiçbir fikrim yoktu ama Dzovig benden bir yaş büyüktü, o biliyordu nasıl yapılacağını. Aslında benim de sigara, şeker vs. almak için mahalledeki dükkânlara gitmişliğim vardı. Sigara tiryakisi babam ve amcalarım elime biraz para, bir de boş sigara paketi tutuşturup beni bakkala yollarlardı. Ellerinde örnek paket yoksa bana sigaranın markasını söylerlerdi, ben de markanın adını........
