Kütüphane

Okul dışında anadilimde ilk okuma girişimlerim, Rasulayn'da büyükbabam Boğos'un yanında geçirdiğim o uzun yaz günlerinde oldu. Büyükannem ve büyükbabamın evinde, hatırladığım kadarıyla, çok sayıda dergi, gazete ve kitapçıklar vardı. Hepsi de Ermeniceydi. Muhtemelen Halep'ten geliyorlardı, çünkü Halep'teki stadyumlarda düzenlenen etkinliklerle ilgili atletlerin, izci çocukların, kalabalıkların ve geçit törenlerine dair görseller ve başlıklar hatırlıyorum.

Kamışlı'da küçük yaştan beri izci olmama rağmen, “Homenetmen” (Ermeni Diasporası Atletizm ve İzcilik Birliği) kelimesinin yazılı halini ilk kez sanırım bu dergilerde gördüm. Çoğunlukla spor dergileriydi.

Futbola olan sevgim bu yayınlarla kabardı. Avrupa'daki kulüp maçlarını tasvir eden resimler ve ayrıntılı başlıklarla doluydular. Real Madrid ve Dinamo gibi isimleri ilk kez buradan öğrendim. Elbette çoğu çocuk gibi ben de o basılı resimleri görmeden çok önce Kamışlı sokaklarında futbol oynuyor ve oynamayı seviyordum. Sokak maçlarında varlıklarını bilmeden tekniklerini taklit ettiğimiz oyuncuların yüzleri, bu dergiler sayesinde ete kemiğe bürünüyordu.

Ve onların isimleri! Gente, Puskás, Yashin... O resimler sayesinde kişisel kahramanlarım haline gelen efsaneler...  Örneğin o resim altlarını okuyarak öğrendiğim, Gente'nin havada yaptığı ‘‘çift tekme’’ adını verdikleri hareketinin görüntüsünü size tarif edemem.

Aslında bu hikayeye büyükbabam Boğos hakkında ikinci bir bölüm yazma niyetiyle başlamıştım. Ancak yarı yolda, şu ana kadar yazdıklarımın beni onun hikayesinden uzaklaştırıp “okuma” konusuna yönelttiğini hissettim. Bu yüzden büyükbabamı başka bir zaman anlatmayı tercih........

© Agos