We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

LAİKLİK VE ŞERİAT

6 1 1
16.09.2021

Son zamanlarda “Laiklik ilkesi tüm çağdaş ülkelerde olduğu gibi ya Anayasa’dan çıkarılmalı ya da istismarı engelleyecek netlikte tarif edilerek yer almalıdır.” diyenden[1]tutun “Laiklik müşriklik, kâfirliktir.[2]diyene kadar kimi zaman cehâletten kimi vakit de kasıttan kaynaklanan laiklik itirazı ve şeriat muhipliği moda olmuştur. Bu seslerin kaynağı mezhepçi fıkıhtır. Çünkü saray ve saltanat himayesinde üretilmiş eski zamanların tüm fıkıh külliyatı devrin siyasal muktedirlerinin izni dışına çıkamadığı gibi onları meşrulaştırma çabaları da taşımıştır. Hilâfet ve saltanata dair hükümleri araştıran kimse fıkıh ve hadis külliyatında bunlara bolca rastlar.[3]Mâverdî, ibn-i Ceme’a, ibn-i Teymiye gibi iktidar meddahları; Siyâset-i Şer’iyyeveMülûk türü kitaplar Arap gelenek ve hukukunu, Arap câhiliye kapitalizmini, yürürlükteki saltanat merkezli sosyo-ekonomik uygulamaları dinleştirmemisyonu üstlenmiş ve bu türden hükümlere İslâm şeriatı adını vermiştir. Muktedirlerin iktidarını sağlama alma odaklı şeriat hükümleri, kendi devirlerinin toplum mühendislikleridir. Mezhepler, tarîkâtlar, cemaatlariktidar-sevici hukuku toplumun kılcal damarlarına taşımış; halkları itaat kültürüyle afyonlamış, biatı karşılık rızaya dayalı sözleşme olmaktan çıkarıp koşulsuzteslimiyet şurubuna dönüştürmüştür.

2.LAİKLİK NEDİR?

Laikliği, dinsizlik diye sunmak cehaletin daniskasıdır.[4]Muâviye’nin Bizans sisteminden aşırdığı saltanat-hilâfet ideoloji ve uygulamasıyla Şiilerin Sâsânîlerden miras aldığı imâmet doktrinini İslâmî sayıp laikliği İslâm dışı göstermek ortaokul düzeyindeki İslamcılığın bataklarındandır. Kilise tarihini, bin yıllık engizisyon uygulamalarını, akıl ve bilimin dogma ve tabulara isyanını, reform tarihini, İbn-i Haldun sosyolojisinin Batı’yı etkilemesini, İbn-i Sina’nın Francis Bacon’ın şahsında İngiliz düşüncesini etkilemesini bilmeden din adına laiklik düşmanlığı yapmak cehalet pazarında kâr üstüne kâr elde etmek, İslâm’ı cehâlete yedirmektir. Laiklik altı maddeyle doğru tanımlanabilir:

d.Dînî ritüelleri, tapınak işlerini; dinsel grupların tartışma ve tezlerini; dinci hiyerarşi işlerini, dînî yayın çalışmalarını dinin/mezhebin/tarîkâtın ilgili mensuplarına bırakmaktır.

Laiklikte kişilerin ne kadar dinine bağlı olduğuna değil ne kadar yetenekli ve iş bitirici olduğuna; neye inanıp nasıl yaşadığına değil görev ve sorumluluklarını nasıl yerine getirdiğine bakılır. Bu bağlamda laiklik kamu hizmeti alanını bütünüyle kapsayan ve bireysel hiçbir inanç ve tercihi kamusal işlere karıştırmayan bir modeldir.

Yukarıdaki tanımlara baktığımızda laiklik devletin dinler, mezhepler, cemaatler ve tarikatlar arasında tarafsız kalması; birini ötekine yedirmemesi, hepsine yaşam hakkı tanımasıdır. Laik idarede yönetenler bir din, mezhep, cemaat ve tarikat üyesi olsalar bile devletin mutlak tarafsızlığı, hukukun üstünlüğü ve eşitlik ilkesinden asla taviz veremezler. Bürokrasi ve diplomaside görev alanlar ideolojik, dinsel ve mezhepsel kanaatlarine göre değil eşitlikçi kamu hukukuna göre iş yaparlar.

3.LAİKLİKTE NE YAPILAMAZ?

Peygamberler teokratik düzen kurmadılar. Teokrasi, Tanrı ve peygamber adına kurulmuş siyasal düzendir. Bu nedenle Allahçılık/Tanrıcılık, peygambercilik yapma anlamına gelen teokrasi Kur’anla uyuşmaz. Bunun en güzel kanıtları Kur’an ve Hz. Muhammed’in model kişiliğidir. Kur’an ve Hz. Muhammed, din devleti değil adâlet toplumu, hukuk düzeni, empati medeniyeti, barış komünü, özgürlük komünü kurmak için çabaladı.

Onlara ‘Ey nankörler, ey gerçekleri saptıranlar! Uğrunda değer üretip eylem sergilediğiniz[8]şeyler için benim de değer üretip eylem ortaya koymamı beklemeyin. Çünkü ne siz benim ürettiğim değer ve eylemlere katılırsınız ne de ben sizin sergilediğiniz eylem ve değerlere katılırım. Bu nedenle ben de sizden bana ait değer ve eylemlere katılmanızı beklemem. Özetle inancım, törem, ritüelim, yaşam biçimim, ahlâk anlayışım, değer yargılarım, doğa ve topluma karşı görev ve sorumluluk duygum, vicdânî ve felsefî yaklaşımım bana ait olduğu gibi seninki de sana aittir. Bu konularda ben sana karışamam, sen de bana laf söyleyemezsin. Herkesin tercihi özüne aittir, herkes kendi layığını bulur.’[9]de.[10]âyetleri peygamberliğin henüz ikinci yılında Mekke’de kayda geçmiştir. Bu âyetler ileride kurulacak olan Medîne’ninkurucu değerlerini belirleyen manifestolardan biridir. Medîne Sözleşmesi’yle ete kemiğe bürünen değerlerin ilk toplumsal kapsayıcı ilkeleri burada söylenmiştir. Yani özgürlükçü, eşitlikçi ve âdil bir barış toplumu oluşturmanın temelleri bu âyetlerle atılmıştır. Kur’an’ın bütünlüğünden çıkardığım İslâm’ın beş şartı,[11]Mekke’nin rahminde fidan vermiş ve Medine’de meyveye durmuştur. Bu beş şart hiçbir mezhebin savunusu ve tekelinde olmayan, hiçbir tarîkâtınparadigmasını oluşturmayan değerlerdir.

Veda Hutbesi’nin kaynak sorunlarını[12] bir yana bırakarak Kur’anla uyumlu mesajlarını dikkate aldığımızda şu maddelerle karşılaşırız:

ı. Her hak sahibine hakkını verin.

k.Tâciz, tecâvüz, aldatma ve sadakatsizlik yapmayın.

ö. Kimseyi haksız yere öldürmeyin.

VedâHutbesi’nin iletilerini dikkate aldığımızda demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin ana ilkelerini Hutbe’de görürüz; fakat tarihsel şeriat perspektifini, Arap câhiliye geleneklerini görmeyiz.

6.KİMİNHÜKMÜ?

Laikliğe karşı geliştirilen muhalif argüman “Hüküm Allah’ındır.” ifadesidir. Şimdi bazı sorular soralım:

Fıkıh kitaplarının hükümlerini İslâm sananlara MusâCârullah “Allah ‘Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalim-kafirdir.’ demişse Tenvîrlerde,[14]Bezzâziyelerde,[15]Câmiu’r-Rumûzlarda[16]yazılmış hükümleri kastetmemiştir.[17]diye yanıt verir. Zaten Mâlikî fıkıhçısı Tûfî’ye göre Kur’an’ın muamelât hükümleri[18]maslahata[19] göre değiştirilebilir. Kitap ve sünnetin verileri tüm zamanları bağlamaz, ama tarihsel bir örneklik oluşturur.[20]Tûfî’yeŞâtıbî’ninMakâsıd-ı Şeri’a’sını[21] da........

© Adil Medya


Get it on Google Play