We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Laiklik nereden çıktı?

9 1 1
24.09.2021

Papa III. Innocent ile başlayan İsa'nın vekili unvanının papalar tarafından kullanılması kilise-devlet ilişkilerini oldukça karmaşık bir boyuta taşımıştır. Papalar artık sadece Roma piskoposu değil aynı zamanda seküler dünyaya yön veren, onların idarecilerinin işlerine açıktan müdahale eden evrensel bir hükümdar konumuna yükselmiştir.

Ortaçağ Avrupası'nda din hayatın her alanındaydı. Dünyevi ve uhrevi davranışların her biri dini inanç ve öğretilere göre şekillenmekteydi. Her şeyden önemlisi kişilerin büyük kısmı dini, yaşamları boyunca karşılaştıkları hadiseleri yorumlamada kullanıp onlara bir mana yüklemeye çalışırdı. Bu demek değil ki o dönemde de dinsizler ve ateistler olmasın! Bu bakış açısı Batılı birçok insan açısından anlamada ve kavramada zorluk yaşayacağı bir davranış biçimidir. Ancak Ortaçağ normlarında din, hayatı anlamlandırmada standart ve en temel araç idi. Bu sebeple de dönem insanı enerji ve kaynaklarının birçoğunu din uğruna sarf etmekteydi. Dolaysıyla Ortaçağ insanını anlamak için dinin o insanlar açısından ne anlam ifade ettiğini, dinin sosyal hayattaki yerini, ne tarz din olgusunun olduğunu, dini-seküler kurumlar arasında herhangi bir sınır olup olmadığını ve varsa ne tür bir sınır çizildiğini, Kilisenin cemaati ile olan ilişkisini mutlaka hem göz önüne almak hem de iyi analiz etmek gerekmektedir. Yine aynı düşünce ile Ortaçağ'ın geniş bir zaman dilimini kapsadığını ve Kilise-Devlet ilişkilerinin değişik coğrafyalarda farklı geliştiğini hatırlatmak isteriz. Bu yüzden yaptığımız genellemeler hata payı içermektedir.

Güç savaşları

Ortaçağ Avrupa toplumunda üç çeşit sınıf mevcut bulunmaktaydı: Asiller, din adamları ve işçiler (fabrika işçileri değil). Hatta daha temel bir ayrımla din adamları ve laity (din adamı sınıfından olmayanlar) olarak iki grup altında toplanabilir. Ortaçağ dünyasında ise laity sınıfına mensup olanların dini faaliyetlerdeki aktifliği ve kendisine yüklemiş olduğu vazife aralarındaki ayrımı netleştirmemizi oldukça zorlaştırmaktadır. İlaveten, sivil idare ile dini idare arasındaki ayrım – modern dünyamızdaki gibi – kesin sınırlar ile çizilmediğinden birbirleriyle olan güç savaşı mağlup olanın galip tarafa itaati/teslimiyeti ile sonuçlanmıştır.

Üstünlük iddiası

Büyük Konstantin`den itibaren seküler yöneticiler kiliseler üzerinde doğrudan hak iddia etmiştir. Ve birçok Ortaçağ kralı kendilerini din adamlarının üstünde görüp otoritelerini tatbik etmişlerdir. Mesela, Charlemagne'in (747?-814) danışmanlarından birisi 755 yılında şu ifadeleri kullanmıştır:

"Tanrı`nın vekili olduğunuzu her zaman hatırınızda tutun kralım. Siz Tanrının kullarını yönetmekle (hükümdarlık etmekle) ve onları korumakla görevlendirildiniz (Tanrı tarafından) ... Piskopos ise (bu nazarla) ikinci derecededir."

Birkaç yıl sonra ise İngiliz alim Alcuin, Charlemagne hakkında........

© Açık Görüş


Get it on Google Play