Sevr Mağarasındaki ilâhî maiyeti günümüze taşımak
Hz. Peygamber (sav), bütün dünyevî sebeplerin tükendiği bir anda, mağaranın içinde yalnızca Hz. Ebû Bekir ile birlikteydi. Düşmanlar ise mağaranın ağzına kadar gelmişti. Buna rağmen Kur'an bu tabloyu bir yenilgi değil, ilâhî yardımın başlangıcı olarak sunmaktadır. "Üzülme!" hitabı, sadece Hz. Ebû Bekir'e söylenmiş tarihî bir teselli değildir. Aynı çağrı bugün yurdundan edilen, geleceğinden endişe duyan ve yalnızlık hissi yaşayan bütün müminlere yöneliktir.
Prof. Dr. Vasfi Aşur Ebû Zeyd/ Mardin Artuklu Üniversitesi
İslam ümmeti bugün tarihinin en ağır imtihanlarından birini yaşamaktadır. Milyonlarca Müslüman, savaşlar, baskılar, zulüm ve siyasal istikrarsızlık sebebiyle yurtlarını terk etmek zorunda kalmış; hicret artık ferdî bir tercih olmaktan çıkıp ümmetin ortak kaderine dönüşmüştür. Filistin'den Suriye'ye, Irak'tan Yemen'e, Mısır'dan Libya'ya, Doğu Türkistan'dan dünyanın farklı bölgelerine kadar geniş bir coğrafyada Müslümanlar, yalnızca topraklarını değil; kimi zaman güvenlerini, düzenlerini ve alıştıkları hayatı da geride bırakmaktadır.
Ancak asıl tehlike, coğrafyanın değişmesi değil; kalbin savrulmasıdır. Çünkü gurbet, sadece mekân değiştirmek değildir. Aynı zamanda kimliğin, inancın ve ahlâkın ağır bir imtihanıdır. Yeni toplumlara uyum sağlama baskısı, yalnızlık, özlem, ekonomik sıkıntılar ve gelecek kaygısı, müminin iç dünyasını derinden sarsabilmektedir.
İşte tam bu noktada Kur'an'ın sunduğu en büyük çözüm, kalbin imarıdır. Allah'a güvenle dolan bir kalp, sürgünü eğitim mektebine, gurbeti davet sahasına ve zorluğu ilâhî bir fırsata dönüştürebilir. Tarih boyunca büyük dönüşümler önce kalplerde başlamıştır.
Sevr Mağarası: Maddî sebeplerin tükendiği yerde ilâhî maiyet
Müslümanlar sıkıntı dönemlerinde yönlerini vahye çevirirler. Çünkü Kur'an, sadece geçmişi anlatan bir kitap değil; her çağın krizlerine ışık tutan ilâhî bir rehberdir. Hicret hadisesi ve özellikle Sevr Mağarası'ndaki o eşsiz sahne, zor şartlar altında yaşayan bütün müminler için tükenmez bir umut kaynağıdır.
Yüce Allah şöyle buyurur: "...Üzülme! Şüphesiz Allah bizimle beraberdir..." (et-Tevbe, 9/40)
Bu ayetin merkezinde askerî güç, sayı üstünlüğü veya maddî imkânlar değil; Allah'ın maiyyeti yer almaktadır. Hz. Peygamber (sav), bütün dünyevî sebeplerin tükendiği bir anda, mağaranın içinde yalnızca Hz. Ebû Bekir ile birlikteydi. Düşmanlar ise mağaranın ağzına kadar gelmişti. Buna rağmen Kur'an bu tabloyu bir yenilgi değil, ilâhî yardımın başlangıcı olarak sunmaktadır.
Burada üç temel hakikat öne çıkar: Birincisi, gerçek zafer önce kalpte başlar. Sebeplere sarılmak kulluğun gereğidir; fakat güvenilecek olan yalnızca sebepler değil, onların sahibi olan Allah'tır.
İkincisi, "Üzülme!" hitabı, sadece Hz. Ebû Bekir'e söylenmiş tarihî bir teselli değildir. Aynı çağrı bugün yurdundan edilen, geleceğinden endişe duyan ve yalnızlık hissi yaşayan bütün müminlere yöneliktir.
Üçüncüsü, ilâhî maiyyetin tabiî sonucu sekînedir. Allah'ın kalbe indirdiği huzur, dış şartların değişmesini beklemeden insanı ayakta tutan en büyük manevî güçtür. Bu yüzden Kur'an, görünmeyen ilâhî yardımdan söz ettikten önce kalbe indirilen sekîneyi zikretmektedir. Çünkü fetihler, önce gönüllerde başlar.
Sevr Mağarası bize şunu öğretmektedir: Müslüman için asıl güvenli alan coğrafya değil, Allah'ın maiyyetidir. Kalp bu hakikatle mamur olduğunda gurbet yalnızlığa değil; kulluğa, davete ve yeni medeniyetlerin........
