We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Güvenli alan, neden şimdi?

16 3 0
20.01.2019

ABD Başkanı Trump’ın Suriye’den Amerikan askerini geri çekeceğini açıkladığı günden itibaren Ankara dışında hem kamuoyları nezdinde hem yönetimler nezdinde herkesin kafası çok karışık. Herkes tarafından biliniyor ki bu kararın verildiği andan itibaren Suriye’de oyunun kuralları değişti ve yine herkes tarafından biliniyor ki Trump Amerika’sını oyunun kurallarını değiştirmeye zorlayan nedenler vardı. Sorun bu nedenlerin yüksek sesle dillendirilmesini Washington’da kimsenin istememesi.

Macera bitmedi

Sonuçta ABD için Vietnam tarzı bir savaş, Vietnam’da karşılaştığı tip bir düşman söz konusu değilken, Amerika’nın çocuklarını DEAŞ’a karşı zafer çığlıklarıyla eve geri getirdiklerini söylemek Trump ve çevresinin işine geliyor. Gerçi, Amerikan çocuklarının Ortadoğu macerası da bitmiş değil. Irak’tan Bahreyn’e ABD askerlerinin gidip duracağı Amerikan üsleri bölgede varlığını sürdürecek. Keza, çekilme kararı verildiğinden beri Trump’ın da bir-iki aykırı açıklama dışında benimsediği “İran tehdidi” söyleminin de Ortadoğu’da Amerikan varlığını meşrulaştıracak şekilde daha da güçlendirildiği unutulmamalı. Açıkçası kimse İran’ın yaptırımlar nedeniyle ne kadar sıkıştığını filan duymak istemiyor.

‘Korkunç İran’ resmi

İran tehdidi kartı, Trump’ın kararıyla aslında “fişi çekilen” Kürecilere, “Fiş olmadan da, akım gelmeden de hayatta kalırsınız merak etmeyin” demek için sürekli çıkartılıp duruluyor. Zaten İran yönetimi de ölmedik ayaktayız mesajını geçen hafta İran heyetinin Irak ziyareti sırasında vermeye çalıştı. Yine de, bugüne kadar kan, din, milis üçgeniyle ittirilen İran siyasetinin sıcak para olmadan nereye kadar dayanabileceği herkesin kuşkusu. Bu nedenle de Tahran hem Avrupa’yı hem Rusya ve Türkiye’yi kaybetmemek için azami dikkat gösterecek, Küre Koalisyonunun arzu ettiği “korkunç İran” resminden uzak durmaya çalışacak gibi de gözüküyor. Kısaca, Küre siyasetinin başarısızlığını ve bu başarısızlıklar yüzünden Trump’ın Suriye’den çekilme kararı vermek zorunda kalışını unutturmak için kullanılacak İran tehdidi yaygarası. Ama bunun da boşlukları var. Öte yandan, Trump’ın Suriye’den çekilmesinin asıl gerekçesi DEAŞ’a karşı kazanılan zafermiş gibi davranılmasının, Küre’nin başarısızlığını gizlemenin ötesinde stratejik bir nedeni var. Trump’a çekilme kararını verdiren asıl nedenin Türkiye’nin caydırıcılığı ve caydırıcılığını güvenilir hale getirme yeteneği olduğu unutulmak isteniyor. Sonuçta, ABD tarafından desteklenen Suriye politikasının, Küre politikalarıyla bağlandığı ayağı sadece İran ve Rusya’yı Suriye özelinde sıkıştırmayı amaçlamıyordu. Asıl amaçlarından birisi Irak, Suriye, Doğu Akdeniz hattında Türkiye’yi sınırlamak, adeta güneyinden çevrelemekti.

DEAŞ bahane

Ankara ise adım, adım, askeriyle, diplomatıyla bu çevrelemenin ilmeklerini Irak ve Suriye’nin kuzeyinde olduğu kadar Doğu Akdeniz’de rakiplere güç göstererek, büyük güçler arasında dengelemeyi aktif olarak başararak, Rusya ve İran’ı ikna ederek, PKK/PYD’yi yenerek ve bölgedeki Arap-Türkmen ve PKK dışı Kürt unsurlara ulaşarak çözdü. Ankara’nın, zayıf askeri aktör (PYD ve Körfez) artı saldırganlığı sıkıcılığa varan İsrail politikalarıyla çevrelenemeyeceğini gören ABD ise Ortadoğu stratejisini değiştirmeden Suriye stratejisini değiştirmeye karar verdi. Bu noktaya kadar iki şey söyleyebiliriz: 1)ABD’de İran tehdidi, Küre’nin demokratikliği, DEAŞ’ın yenilgisi filan bahanelerinin arkasında Ankara’nın sahada ve dengeleme stratejileriyle sağladığı caydırıcılığın ne kadar güçlü olduğunu gören ve Ankara ile anlaşılması gerektiğini düşünen bir kesim var. Ankara da sahada -denge siyaseti nedeniyle de- büyük güçlerle anlaşarak hareket etmeyi tercih edecektir.

Sahada güçlü caydırıcılığınızı az maliyetle ama tüm maliyetleri de göze aldığınızı göstererek pekiştirirseniz, Suriye savaşı gibi çok aktörlü/çok hesaplı/çok koalisyonlu bir mücadelede bir adım önde olursunuz. Bunu en iyi, maliyetleri sınırlamakta zorlanan ABD ve Rusya biliyor. Trump-Erdoğan diyaloğunu, abuk-sabuk tweet mesajlarına, Küre başkentlerinden gönderilen ikinci-üçüncü adam seslenişlerine rağmen sürdüren bu stratejik vizyon. 2) Trump’ın tweet siyasetinin acısını en yakınındakiler daha çok çekiyor. Nitekim, Suriye’den çekilme kararını alırken, bu yönde tweetler atarken ne İsrail’e ne Suudi Arabistan’a ne de İngiltere-Fransa gibi aktörlere danışmış görünüyor. PYD’nin şaşkınlığından anlıyoruz ki Pentagon’a bile çok danışılmadan alınmış bir karar var. Aslında Trump’a da hak vermemek mümkün değil. Sonuçta Ankara’nın hesap bozan caydırıcılığına karşı “SDG güçlü canım” teranesini söylemekten yorulmayan Amerikan ordusu var. Karar alma süreçleri anlatılırken Pentagon’un yavaşlığı ve inatçılığı hep dillendirilirdi de Irak-Suriye siyasetinde ipleri ve sahadaki kazançları kimseye bırakmak istemeyenlerin inatçılığının ABD’nin öz çıkarlarına da zarar verebileceği pek söylenmezdi. Bugün sahada ve dünya politika sahnesinde “Suriye’de terkedilenler lobisinin” bu kadar ses çıkarabilmesinin ardında bu küçük hikayeler de var tabii.

Terkedilenler lobisi

100-200 askeri üzerinden siyaset yapabileceğini düşünen Fransa’dan, sahada küçük krallar gibi davranmaya alışan Pentagon-YPG kadrolarına, bölgesel hegemonya hayallerinin rakibini -belki de........

© Açık Görüş