We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Dengenin dengeleyicisi Türkiye

15 16 0
30.12.2018

Suriye iç savaşının nereden nereye geldiğini en iyi bilenlerden biri hiç şüphesiz Türkiye’dir. Bu kanlı savaş, bir döneme damga vuracak kadar uzayıp gitti çünkü Suriye’de kimin borusunun öteceği meselesi hem büyük güçlerin jeopolitik mücadelesinin bir parçası oldu hem de doğal olarak bölge aktörlerinin jeopolitik beklenti ve kaygılarını etkiledi. Bu süreç zarfında Suriye iç savaşının aktörü ya da savaştan etkilenen oyuncular arasında oyun birkaç kez yeniden kurulmak durumunda kaldı; aktörler yeni oyun kurallarına göre jeopolitik ellerini belli eden kağıtların yeniden dağıtılmasını bekledi. Hatta bu yüzden, kimi yazarlar, araştırmacılar, tek bir Suriye savaşından değil, üst üste binen farklı Suriye savaşlarından bahsediyor.

Elenen oyuncular

Ancak kuantum dünyasında da değiliz, tüm farklı Suriye savaşları birbirini etkiledi. Kimi oyuncuları eledi, kimi oyunculara elini değiştirme şansı verdi. ABD Başkanı Trump’ın Suriye’den Amerikan askerini geri çekme kararını verdiği 14 Aralık tarihi de böyle bir dönüşümün, masada kartların yeniden dağıtıldığı bir dönemin başlangıcı olarak hatırlanacak.

Geriden liderlik

Trump’ın Suriye’den çekilme kararı cevabı aşikâr ve cevaplanması bugün için çok zor pek çok soruyu da beraberinde getirdi. ABD genel güvenlik politikası üzerinden değerlendirenler, ABD’nin Trump yönetimi altında keskinleşen korumacı, milliyetçi, izolasyon yanlısı politikalarına atıfta bulunarak Trump’ın maliyetli askeri maceralardan çekilip gücünü Çin ile giriştiği siyasi, askeri, ekonomik mücadeleye harcayacağını söylüyorlar. Eğer durum buysa, Trump’ın kaba siyaseti altından Obama’nın gülen yüzü görünüyor demektir. Nitekim, Başkan ve eşi, henüz çekiliyoruz açıklamasının şokunu daha dünya üzerinden atamamışken Irak’ta görev yapan ABD askerlerini ziyaret etmeye karar verip, Noel kutlaması niyetine bazı jeopolitik mesajları meraklı kamuoyu ile paylaşmayı ihmal etmedi. Başkan, ziyaretinde, Irak’taki Amerikan üslerinin Suriye’ye coğrafi olarak yakın olduğunu ve ABD’nin Irak’tan çekilmeye hiç niyetli olmadığını söyledi. Sonuçta, Başkan Trump, bu mesajla izolasyon filan hedeflemediğini, sadece Obama döneminin çok ünlü “geriden liderlik” (leading behind) stratejisine dönüş yaptığını anlatmak istiyor. Elbette bu yeni mesaj üzerine de çok soru sormak, ABD’nin gidişatının ne kadar yerinde olduğunu sorgulamak mümkün. Özellikle de bu mesajı veriş süreci içerisinde Irak egemenliğini yok sayarak, zaten karışık Irak iç politikasını daha da karıştırıp, yani gürültüsü bol bir geriden liderliğe soyunmak iyi bir başlangıç gibi görünmezken. Ayrıca, şu da sorulabilir: Obama dönemi Amerika’nın Ortadoğu politikası başarılı mıydı ki Washington DC dümeni oraya kırdı. İşte cevabı aleni sorulardan biri: Obama dönemi ABD politikası başarısızdı ama Trump’ın ilk ki yılındaki ABD politikası da çok başarısız ve maliyetliydi.

Ünü kötü küre siyaseti

Uzun bir süredir art arda çıkan/çıkarılan krizlerde kendi siyasetinin dayandığı aktörlerin başarısızlığını gözlemleyen ABD’nin daha fazla dayanamayacağını defalarca yazmıştık. Beklenenin, 14 Aralık Trump-Erdoğan telefon görüşmesi sonrası gerçekleşmesi tesadüf değil, çünkü Trump’ın kötü ünlü ‘küre siyaseti’ni, direnç ve kararlılığı ile çökerten en önemli aktör, Suriye’deki beklenti ve kaygılarını uzun bir süredir güvenlik ve beka üzerinden tanımlayan ve mesele beka ise büyük maliyetlere katlanıp başkaları için büyük maliyetler yaratabileceğini kanıtlayan Türkiye’ydi.

ABD Başkanı Trump’ı maliyeti siyasi olarak üstlenmenin anlamsız olduğuna inandıran, Aralık ayı sonuna doğru Ankara’nın Suriye sınırına askeri yığınak yaparak, Fırat’ın doğusuna yönelik bir operasyonun artık an meselesi olduğunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından duyurmasıydı. Böyle bir operasyona arkadan Rusya’nın da yeşil ışık yakması, son alınan Astana-Soçi-Tahran-İstanbul Zirve kararlarının Suriye’de Amerikan varlığı istenmediği mesajı, ABD’ye Türkiye’nin operasyon konusunda son derece ciddi olduğunu ve Membiç’deki oyalama taktikleriyle geçiştirilemeyeceğini gösterdi. Bu tür bir operasyon Amerikan caydırıcılığının işlememesi anlamına geleceği gibi, sıcak çatışma ortamında iki NATO müttefikini karşı karşıya getirerek, Suriye üzerindeki ABD-Türkiye çatlağını NATO’nun içerisine taşırdı. Türkiye’yi tamamen Rusya’ya kaybetmek gibi bir risk de varken, Suudi Arabistan, BAE ve İsrail, Katar ablukası ve Kaşıkçı cinayeti arasında bir yerlerde kaybolmuşken, tırlarca dolusu silaha, yemekli-halaylı desteklere rağmen PYD/YPG alanda kendini sözde de olsa aktörleştirebilecek bir siyasi/askeri başarı yakalayamamışken, NATO’yu bölebilecek bir hamle yapmak Trump gibi Ortadoğu’da elifi mertekten ayıramayacak bir başkanı bile ürküttü. Başkan, anlaşılan -iyi bir işadamı gibi- basit bir kar-zarar hesabı yaptı ve çökmüş ‘küre’ kuşağının en zayıf halkasını (Körfez’de hala petrol ve para, İsrail’de de füze ve bomba var), tüm bölge politikasını ABD’nin vekili olmaya sığdırmış, bunca zamandan, çatışmadan, füzelerden filan sonra dahi Kobani masalına tutunan PYD’yi terk edip sahada ve masada gerçekten etkili olan Erdoğan Türkiye’sine hızla dönüş yaptı.

Ankara’nın caydırıcılığı

ABD Suriye’den çekilme kararını verdiği anda, Türkiye siyasi ve askeri olarak belirli kazanımlar elde etti. İlk kazanım, Türkiye’nin........

© Açık Görüş