We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

‘Kara elmas’tan 'mavi altın'a enerji siyaseti

7 6 2
25.11.2018

Dünya enerji üretim ve tüketimi siyah elmastan yani kömürden siyah altın petrol ile mavi altın doğalgaza kaydığında, tüm enerji denklerimizi etkileyen bir unsur daha hesaplamalarımıza dahil oldu: Boruhatları. Bu cansız, mekanik, mühendislik harikası donanımlar sadece paranın ve güvenliğin kalbine oturmadılar aynı zamanda da üzerinden geçtikleri toprak ve ülkeler için bir nimet veya lanet biçimini aldılar. Doğaldır ki, Karadeniz ve Akdeniz arasında Ortadoğu’dan Avrupa’ya uzanan ülkemiz, topraklarında, sularında, çevresinde kurulan enerji denklemlerini güvenlik, para ve siyasal etkiye dönüştürecek bir nimet biçiminde tutmak için son yıllarda çok çaba harcıyor. Bu çabalardan birinin verdiği meyve, yavaş yavaş olgunlaştı ve Türk Akım Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nin denizden geçen kısmı geçtiğimiz günlerde tamamlandı.

Bu vesileyle 19 Kasım’da düzenlenen törene Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de katılarak Türk-Rus ilişkilerinde jet krizi sonrasında yaşanan normalleşmenin, tabir yerindeyse normal, sıradan bir normalleşme olmadığını, ikili ilişkilerin bölge (Avrupa ve Ortadoğu-Akdeniz) jeopolitiğini etkileyecek stratejik bir düzeyi barındırdığını bir kez daha gösterdi. Nitekim Cumhurbaşkanımız Erdoğan da törende yaptığı konuşmada iki ülke ilişkilerindeki stratejik seviyenin diğer ülkelerden gelen dayatmalara rağmen başarıldığının altını çizerek, Türkiye-Rusya karşılıklı bağımlılığının kolay oluşmadığını, maliyetsiz olmadığını, bu nedenle de hem Rusya hem de Türkiye için kolay kolay vazgeçilmeyecek bir ilişki biçimi olduğunu belirtmiş oldu.

Eksen değil ihtiyaç siyaseti

Bu arada Türkiye-Rusya yakınlaşmasının bazılarını ne kadar tedirgin ettiğini görmek ilginç. Moskova’nın Türkiye’nin doğalgaz tedarikinde sahip olduğu yüzde 51.93 pay üzerinde Türkiye’nin Rusya’ya bağımlılığının artığını iddia edenleri mi istersiniz, S-400 üzerinden Ankara’yı tehdit edenleri mi isterseniz; bu ilişkiyi hala Soğuk Savaş normlarıyla tanımlamaya çalışanlar çok. Gerçi, Türkiye zamanında haksız şekilde “eksen kayması” suçlamalarının da hedefi olmuş, o günlerde de meselenin eksen değil ihtiyaçlar olduğu bir türlü anlatılamamıştı. Neyse ki, bu suçlamalardan kısa bir süre sonra Trump, her türlü Batılı normu alaşağı eden pragmatist, korumacı, popülist politikalarıyla artık dünya politikasında eksen-meksen kalmadığını bizzat Batılı dostlarına gösterdi; BM Genel Kurul kürsüsünden küresel yönetişimi, silah pazarlıklarına karşı insan hayatını (Kaşıkçı hadisesi) savunmak Türkiye’ye kaldı da eksen kayması hikayesinden kurtulduk. Şimdi de Türk-Akımı üzerinden bir bağımlılık hikayesi çıkarmak için azami çaba gösterenler bildik eleştirilerini yineliyorlar.

Oysa Türk Akımı ve Mersin/Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projeleri tamamlandığında bu projeler, Ankara’nın enerji arz güvenliği açısından Moskova ile şimdiye kadar gerçekleştirilmiş stratejik değeri en yüksek projeler olacak. Bilindiği üzere enerji tedarik konusunda ihtiyacının nerdeyse yüzde 70’e yakınını yurt dışından ithal eden Ankara bir süredir enerji güvenliğini sağlama almak için arz ve kaynak çeşitliğine önem vermekteydi. Bu bağlamda, Türkiye’nin coğrafi avantajı hidrokarbon enerji üreten ve tüketen ülkeler arasında yer almasıydı. Aslında Ankara Türk Akım Projesi’nin hayata geçirilmesi sonucunda bir taşla iki kuş vurarak; bir taraftan doğal gaz tedarik meselesinde yeni ve kesintisiz bir hat yaratmak, diğer yandan Avrupa piyasasında süren kıyasıya rekabetin nedeni Rus gazının Güney Avrupa’ya nakil edilmesinde alternatif bir enerji kapısı olmak istiyor. 2019 senesinde operasyonel olacak Türk Akımı sonuçta sadece Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamakla kalmayıp anılan tarihte Güneydoğu Avrupa’nın ve belki de ileride tüm Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacını karşılamaya aday olabilecek kapasitede bir proje. Bu nedenle, Türk Akımı jeopolitik ve jeoekonomik açıdan oldukça stratejik ve kıymetli bir proje.

Büyük kapışma

Halihazırda Türk Akım boru hattı projesi Karadeniz’in altından döşenen her biri 15.75 milyar metreküp kapasiteli 930 kilometre uzunluğunda iki boru hattından oluşuyor. Bu bağlamda, bir hattın Türkiye’ye diğer hattın ise Avrupa’ya gaz taşıması öngörülüyor. 2019 yılında Ankara’nın savurduğu bu iki taş hedefini vurursa, Ankara Moskova nezdinde (Suriye, İdlib, savunma sanayi, Boğazlar üzerinde hakimiyet vb. nedeniyle sahip olduğu) stratejik önemini daha da pekiştirmiş, bu önemi Rusya-Avrupa enerji ticareti ilişkisine........

© Açık Görüş