Siyonist kuşatmanın Hexagon planı: Pençeler ve hançer

Türkiye hem askeri kapasitesi hem de diplomatik ağırlığıyla, İsrail'in rakipsiz bölgesel güç olma ve Orta Doğu haritasını Büyük İsrail vizyonuyla yeniden çizme projesinin önündeki en dirençli ve aşılması gereken son yapısal engel olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla İsrailli gazeteci Eyal Berkovitch'in geçtiğimiz haziran ayındaTürkiye-İsrail arasındaki gerilimi futbol maçına benzeterek“Finalde Türkiye var” sözlerini sarf etmesi, söz konusu planın istem dışı bir itirafı niteliğindedir.

Prof. Dr. İsmail Şahin/ USKAM Başkanı

İran'a yönelik başlatılan ABD-İsrail saldırısı, her şeyden evvel hem temel uluslararası hukuk ilkelerine hem de savaş hukukunun (insancıl hukuk) koruyucu kurallarına aykırıdır. Nitekim saldırı, modern uluslararası düzenin temel taşı olan Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın en kritik hükümlerini ihlal etmektedir. BM Şartı'nın 2(4). maddesi, devletlerin diğer devletlerin "toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmasını veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmasını" açıkça yasaklar. Dolayısıyla bu saldırı, egemen bir devlet olan İran'ın bağımsızlığına doğrudan bir müdahaledir.

Uluslararası hukukta kuvvet kullanımı ancak BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesiyle veya "meşru müdafaa" durumunda yasaldır. Görüldüğü üzere ABD ve İsrail, bu iki şartı da karşılamamaktadır. Bu nedenle İsrail ve ABD'nin saldırıyı meşrulaştırmak amacıyla ileri sürdükleri, yakın bir gelecekte ortaya çıkabileceği varsayılan "potansiyel bir tehdidi" bertaraf etmek için "önleyici bir savaş" başlatıldığı yönündeki iddia, uluslararası hukuk çerçevesinde ne kabul edilebilir ne de savunulabilir bir tezdir. Kaldı ki, İran'ın ABD ve İsrail topraklarına yönelik ani bir saldırı hazırlığında olduğuna veya kullanmak üzere nükleer silah ürettiğine ilişkin herhangi bir somut kanıt şimdiye kadar sunulamamıştır.

Tüm bunların yanında, savaşın yürütülüş biçimi de hukuk dışıdır. Zira sivilleri korumayı amaçlayan uluslararası insancıl hukuk kuralları ağır bir şekilde ihlal edilmektedir. Operasyon sırasında Hürmüzgan eyaletinin Minab kentindeki Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu'nun vurulması ve burada 150'yi aşkın kız çocuğunun hayatını kaybetmesi ile UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan Gülistan Sarayı'nın bombalanması,savaş hukukunun sivilleri ve sivil altyapıları hedef almama ilkesinin açık ihlali olarak görülebilecek hadiselerden sadece birkaçıdır. Bununla birlikte İran'ın dini ve siyasi liderlerine yönelik yapılan saldırılar, devletlerin egemenliğine yönelik yapılmış ağır bir hukuk ihlalidir. ABD'li Senatör ve aynı zamanda Hukuk Profesörü olan Elizabeth Warren'ın söz konusu saldırıyı, "yalanlara dayalı ve yasa dışı bir savaş" şeklinde adlandırması oldukça yerinde bir tanımlamadır.

İsrail'in "tek egemen güç" olma hedefi

İsrail kamuoyunun ve liderliğinin büyük bir bölümü, İran'ı devletin bekasına yönelik doğrudan varoluşsal bir tehdit olarak görmekte ve bu tehlikenin diplomatik yollarla değil, yalnızca askeri yollarla çözülebileceğine inanmaktadır. Bu yüzden İsrail'in bu savaştaki temel hedefi, İran'ın askeri kapasitesini ve rejimini çökerterek Orta Doğu'nun "tek egemen gücü" haline gelmektir. Nitekim İsrail'in ulusal güvenlik belgelerine göre, Orta Doğu'da kendisine meydan okuyabilecek tek bir güç kalmayıncaya kadar savaş kaçınılmazdır. Dolayısıyla İsrail'in bu........

© Açık Görüş