We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Malazgirt Zaferi'nin duacısı

4 1 1
21.08.2020

1071 yılının 26 Ağustos’unda Sultan Alp Arslan’ın kazandığı Malazgirt Zaferi hiç şüphesiz Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisidir. Sonuçları itibarıyla bilhassa Anadolu’da ciddi nüfus değişimlerinin yaşandığı, Küçük Asya’nın Türk yurdu haline geldiği bu savaşın kazanılmasında sultanın dehası ve kararlı duruşunun yanı sıra askerlerin cesareti ile âlimlerin manevi desteği de etkili olmuştu.

Ümmetin duası seninle

Ülkemizde son yıllarda coşkulu kutlamalarla anılan, konunun yıldan yıla daha da popüler hale gelmesi neticesinde ülkemizde ve dünyadaki tarihçiler tarafından Selçukluların âdeta yeniden keşfedilmesine neden olan bu savaş, gerçekten büyük bir özveriyle kazanılmıştı. İki ordu karşı karşıya geldiği sırada, kendi ordusunun azlığından endişeye kapılıp, yüzünde üzüntü beliren Sultan Alp Arslan’ın yanına bir âlim sokularak, bütün İslam ümmetinin dualarının onunla olduğunu söyleyip Sultan’ı kalabalık Bizans ordusu karşısında cesaretlendirmişti. Peki bu âlim kimdi? Malazgirt Savaşı öncesinde ve savaş sırasında Sultan Alp Arslan üzerindeki etkisi neydi? Sultan neden ona bu kadar itibar ediyordu?

Selçuklular, Malazgirt Savaşı’ndan çok daha önceki tarihlerde, Tuğrul Bey devrinden itibaren planlı bir şekilde Anadolu’ya güçlü bir Türkmen akını başlatmışlar, daha önce başlarına buyruk hareket eden Türkmen emirlerinin elde ettiği başarılarını daha sistematik hale getirmişlerdi. 1048’de Kutalmış ve İbrahim Yinal’ın müştereken kazandıkları Hasankale Savaşı Bizans Devleti’ne karşı kazanılan ilk büyük zafer, bir anlamda Malazgirt’in ön provası gibiydi. Alp Arslan’ın, Selçukluların başına geçtiği sırada Afşin, Gümüştegin, Ahmedşah, Sanduk, Türkman, Demleçoğlu Mehmed, Duduoğlu, Serhengoğlu, Arslantaş gibi Türkmen emirleri Selçuklular adına Bizans topraklarına yağma akınları düzenliyorlardı.

Selçuklu baskısı

IV. Romanos Diogenes’in Bizans tahtına çıktığında karşılaştığı en büyük problem günden güne artan bu Selçuklu baskısı idi. İmparator, Anadolu’daki Türk ilerleyişine son vermeye kararlıydı. Bilhassa Afşin Bey’in elde ettiği başarılar üzerine Selçukluları Anadolu’dan atma gayretlerine hız vermiş, Oğuz ve Peçenek Türkleri, Frank, Alman, Norman ve İskandinav paralı askerlerinden meydana gelen güçlü bir ordu kurmuştu. Bu şekilde gücünü pekiştiren Diogenes, sefere çıkarak Kayseri, Sivas, Divriği, Malatya ve Toroslar hattını güvence altına aldıktan sonra, 1068 yılında Türkmenlerin yoğun olduğu Suriye’ye girerek Menbic’i ele geçirdi. Ancak Afşin Bey’in Anadolu içlerine yaptığı saldırıyı haber alıp, üstelik askerleri arasında veba salgını nedeniyle ciddi ölümler yaşanınca İstanbul’a geri dönmek sorunda kaldı. 1070 yılında Manuel Komnenos Selçuklular üzerine gönderildi ise de başarısız oldu. Romanos Diogenes, 13 Mart 1071’de kesin netice almak gayesiyle, kalabalık bir orduyla harekete geçti.

Selçuklu cephesinde ise, Bizans Devleti ile yapılacak bir savaş belli ki planlanmıyordu. Bu yüzden olsa gerek, Sultan Alp Arslan, İmparatorun 1068 ve 1069 yıllarında yaptığı seferlere herhangi bir tepki vermemişti. Onun öncelikli hedefi Mısır’ı kontrol altına alıp Fatımi halifeliğinin siyasi varlığına son vermekti. Hazırlıklarını büyük oranda bu hedef için yapmaktaydı. Ona Mısır’a yürüme fırsatını ise Mısır’da yönetimi ele geçiren Hamdani emiri Nâsıruddevle Ebû Câfer b. Hamdan’ın yaptığı davet verdi. Nâsiruddevle, iktidarı ele geçirdiği sırada Mısır’daki emirlerle anlaşmazlık yaşayınca, Sultana elçi gönderip yardım talep etmiş, bu yardım........

© Açık Görüş


Get it on Google Play