We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Duanın bereketi devletin izzeti

8 0 1
25.07.2020

“Bir Fetö Gider Bin Fetö Gelir” sözü muhtelif tarikatların devleti ele geçirme gayreti içerisinde oldukları şeklinde, aslında eskiden beri var olagelen bir görüşün yeniden dile getirilmesinden ibaret. Bu düşüncenin oluşmasında erken Cumhuriyet devrinden itibaren tarikatlara karşı mesafeli yaklaşımın, aynı zamanda bu geleneksel kurumu siyasi, ekonomik, şehevi arzuları için bir araç olarak kullanan art niyetli kişilerin ve bunlara ilaveten gittikçe yaygınlaşan selefi düşüncenin farklı boyutlarda etkisi olduğu muhakkaktır.

Rabbini bilen insan

İlk ortaya çıktığı ve tarikatlaşma sürecine girdiği dönemden itibaren, asli vazifesi “insan-ı kâmil”, yani mükemmel, olgun, vatanına, milletine dinine faydalı, kendini, nefsini, yaratılış gayesini, hepsinden öte Rabbini bilen insan yetiştirmek olan tasavvuf düşüncesinin geniş halk kitlelerini etkilediği, çok sayıda insanın dergâhlara giderek kendini yetiştirmeye gayret ettiği bilinmektedir. Bu kurumun ürünü olan tarikatlar, tarih boyunca sahip oldukları geniş mürid kitleleri nedeniyle iktidar zümreleriyle kaçınılmaz olarak iletişim içerisine girmişlerdir. Sultanlar veya vezirler bazen geniş kitlelere hitap eden şeyhleri kendi politikalarının yerleşmesinde bir araç olarak görmüşler, faaliyetlerini sürdürebilmeleri için arazi ve gelir tahsis etmişlerdir. Devletin bu yaklaşımına karşın sufiler de iktidarın destekleyicisi olmuşlar, onlarla birlikte gaza ve fetihlere katılmışlar, sultanların akıl danıştıkları kişiler olmuşlar, toplumun geniş kesiminde saygı duyulan kişiler oldukları için anlaşmazlıkların çözümünde aktif rol üstlenmişler, devletler arasında elçilik yapmışlardır.

Kaos döneminde umut

Türk-İslam tarihi içerisinde muhtelif yönleriyle öne çıkan ve günümüzde dahi eserleri elden düşmeyen, bilhassa kaos dönemlerinde yaşam tarzları ve verdikleri tavsiyeler ile topluma adeta umut olmuş, Türk dünyasının irfan geleneğini oluşturan büyük mutasavvıflar, tekke ve tarikat kültürünün geçmişten günümüze uzanan birer kandili olmayı sürdürmektedirler. Günümüzde tartışmaya açılan tarikat geleneğinin geçmişteki temsilcilerinden sadece birkaçının adını saymak bile, üzerinde yaşadığımız topraklarda bu köklü kültürün anlaşılmasına önemli ölçüde katkı sağlayacaktır. Türk dünyasının pîri kabul edilen Hoca Ahmed Yesevi, Mevlânâ, eserleri yüzyıllarca tasavvuf düşüncesine yön vermiş İbnü’l-Arabi, Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla özdeşleşen Şeyh Ede Balı, hemen her kesimin yakından tanıdığı ve sevdiği, Oğuz Türkçesinin konuşulduğu bütün coğrafyayı gezen Yunus Emre, Selçuklu döneminde Balkan coğrafyasında yaptığı gaza akınlarıyla tanınan Sarı Saltık, günümüzde de Alevi-Bektâşi kültürünün serçeşmesi kabul edilen Hacı Bektaş-ı Veli, Anadolu’daki ilk Türk tarikatının kurucusu Hacı Bayram-ı Veli, İstanbul’un manevi fatihi Akşemseddin bu geleneğin geçmişteki........

© Açık Görüş


Get it on Google Play