Ortadoğu, Soğuk Savaş sonrasının en köklü dönüşümünü yaşıyor |
Nükleer altyapısı hedef alınmış, ekonomisi çökertilmiş ve iç meşruiyet krizi derinleşmekte ve harap edilmiş bir ülke karşımızda durmaktadır. Dünya patronluğuna oynayan süper güç ABD ve onun Ortadoğu'daki kural tanımaz partneri İsrail'e karşı muhalifler de dahil olmak üzere İran halkı kenetlenerek her şeye rağmen onurlu bir direniş gösteriyorlar. Ama unutmayalım ki; köşeye sıkışmış bir İran, en tehlikeli İran'dır.
Prof. Dr. Ali Gür/ Gaziantep Üniversitesi Öğretim Üyesi
Tarihte zaman zaman öyle anlar yaşanır ki, o ana kadar işleyen her şey bir anda anlamsızlaşır. Ortadoğu şu sıralar tam olarak böyle bir eşiğin üzerinde duruyor. ABD-İsrail ile İran arasındaki açık savaş, bölgenin onlarca yıl boyunca üzerine inşa edildiği dengeyi fiilen yıktı. Artık sorun yalnızca savaşın ne zaman biteceği değil; yeni dünyanın kim/kimler tarafından, hangi kurallara göre kurulacağıdır.
Savaş büyüyor: Bölgesel yangın küresel krize dönüşebilir
Önce şunu tespit etmek gerekiyor: Bu savaş salt bir İran-İsrail meselesi değil. Hizbullah'ın Lübnan'daki artık zayıflamış ama çözülmemiş yapısı, Yemen'de Husiler'in gittikçe kökleşen varlığı, Irak'taki Şiilerin kontrolündeki Haşdi Şabi ağı, Bahreyn ve Suudi Arabistan'ın petrol zengini güney kısmı başta olmak üzere körfez ülkelerine dağılmış Şii nüfus,çatışmayı otomatik olarak çok cepheli bir yapıya dönüştürüyor. İran doğrudan bir toprak savaşına giremeyeceğini biliyor. Bu yüzden de vekâlet coğrafyasını devreye sokmak İran için hem stratejik zorunluluk hem de hayatta kalma refleksidir. Ama asıl tehlike kritik iki boğazda gizlidir. Hürmüz Boğazı'ndan günlük 20 milyon varil petrol geçerken; Husiler'in kontrolündeki Bab'ül Mendep ise küresel ticaretin yüzde onunun nefes borusunu oluşturuyor. Bu iki boğaz aynı anda baskı altına girerse, fatura yalnızca bölgeye değil Asya'dan Avrupa'ya tüm dünyaya kesilir. İşte o zaman "bölgesel çatışma", küresel bir ekonomik krize dönüşür. Çözülemediği takdirde Pandora'nın kutusu açılır ve yeni bir dünya savaşına kapı aralanır.
Bu kapı aralandığında artık eski dünya savaşlarındaki gibi yalnız tanklar ve cephe hatları değil; füze ve İHA saldırıları, siber operasyonlar, enerji tesisleri, limanlar, boğazlar, iletişim ağları ve şehir altyapıları hedefe yerleşecek, belki de dünya aklını kaybedip kendi sonunu hazırlayacak nükleer başlıklı füzeler devreye girecektir. Türkiye de böyle bir senaryoda coğrafi konumu, NATO üyeliği, enerji geçiş yolları, boğazlar üzerindeki stratejik rolü, sınır güvenliği, göç baskısı ve ekonomik kırılganlıkları nedeniyle savaşın dışında kalmakta zorlanabilecek; doğrudan hedef olmasa bile ticaret, enerji arzı, iç güvenlik ve diplomatik denge bakımından ağır bir baskıyla karşılaşabilecektir. Kısacası, olası yeni bir büyük savaş, geçmiş dünya savaşlarından farklı olarak daha "çok alanlı", daha hızlı yayılan ve özellikle siviller için daha harap edici bir karakter taşıyabilir.
İran'ın elindeki gizli koz: İki boğaz, bir strateji
İran elindeki stratejik boğaz kartını nasıl oynayacak? Hürmüz'ü kısa süreli kapatsa bile uzun süre tamamen kapatmaz. Bu, ABD'ye doğrudan müdahale için siyasi zemin sunar ve İran'ın kendi erişimini de keser. Bunun yerine mayın, tanker tacizi ve tehdit söylemiyle piyasa paniği yaratır; petrolü hareketlendirir ama büyük güçlerin doğrudan müdahale eşiğini geçmez ve onların ABD-İsrail'e baskı uygulamalarının zeminini oluşturur. Bab'ül Mendep ise daha sessiz bir koz: Husiler'e silah ve istihbarat desteğini artırmak yeterli. Düşük maliyet, yüksek etki. İran köşeye sıkıştıkça bu kartları birer birer masaya süreceğini düşünmek için kâhinliğe gerek yok.
Körfez monarşileri: Şemsiye artık korumuyorsa ne olur?
Körfez'deki krallıklara bakalım şimdi. Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt, Katar........