Modern çalışma hayatında estetik emek ve İktisadi değer olarak beden
Profesyonel kurumsal temsil ile bireyin bedensel bütünlüğüne, kimliğine ve özgürlüğüne yönelik tahakküm arasındaki o ince sınır nerede çizilecektir? Bir hizmetin niteliği, çalışanın fiziksel çekiciliği üzerinden mi, yoksa onun entelektüel kapasitesi, çözüm üretme hızı, nezaketi ve mesleki uzmanlığı üzerinden mi tescillenecektir?
Erdal Sarıçam / Sosyolog – Aile Danışmanı
Sanayi toplumundan bilgi ve iletişim toplumuna geçiş, çalışma hayatının beklentilerini ve emeğin niteliğini kökten değiştirmiştir. Maddi üretimin ve kas gücünün egemen olduğu geleneksel sanayi toplumunda, çalışanlardan öncelikle fiziksel performans, teknik beceri ve mesleki yeterlilikler gibi somut değerler beklenmekteydi. Ancak günümüzün hizmet odaklı post-endüstriyel ekonomi modelinde, bu klasik beklentilere yeni ve soyut boyutlar eklenmiştir. Artık iş gücü piyasası; bireyin sadece ne ürettiğiyle değil, o üretimi yaparken nasıl göründüğüyle, beden dilini nasıl kullandığıyla, ses tonuyla, giyim tarzıyla ve sunduğu estetik imajla ilgilenmektedir. Modern kurumlar, çalışanlarından yalnızca teknik görevlerini eksiksiz yerine getirmelerini değil, aynı zamanda kurumsal kimliği ve markayı kendi bedenlerinde somutlaştırmalarını talep etmektedir. Sosyoloji literatüründe bu olgu, emeğin bedenselleşmesi ve metalaşması sürecinin yeni bir aşaması olan "estetik emek" kavramıyla açıklanmaktadır.
Estetik emek kavramı, İngiliz sosyologlar Prof. Dr. Dennis Nickson ve Prof. Dr. Chris Warhurst tarafından sistematik biçimde işlenerek literatüre kazandırılmıştır. Nickson ve Warhurst, özellikle hizmet sektöründe çalışanların fiziksel görünümlerinin, konuşma kalıplarının ve sosyal sunumlarının kurumsal çıkarlar doğrultusunda nasıl mekanik bir biçimde şekillendirildiğini ortaya koymuşlardır. Onların kavramsallaştırmasına göre, günümüz işverenleri artık sadece soyut bir iş gücünü ya da zihinsel kapasiteyi değil, çalışanın doğrudan fiziksel varlığını, görsel temsil yeteneğini ve estetik duruşunu da istihdam etmektedir. Dolayısıyla bireyin anatomisi ve görselliği bir iş nesnesine dönüşmektedir.
Müşteri veya vatandaşla yüz yüze temasın yoğun olduğu alanlarda estetik emeğin yönetimi, kurumsal stratejinin en hayati parçasını oluşturur. Bir bankaya girildiğinde karşılama personelinin sergilediği güler yüz, lüks bir otelde resepsiyon görevlisinin duruşu, bir havayolu şirketinde kabin memurlarının pürüzsüz görünümü veya bir belediyenin danışma görevlisinin kurduğu iletişim asla tesadüfi ya da bireysel tercihlere bağlı birer nezaket gösterisi değildir. Aksine bu davranışlar, kurumsal imajın bir parçası olarak yukarıdan aşağıya planlanan, sıkı kurallarla kontrol edilen ve denetlenen profesyonel performanslardır. Kurumlar, hedef kitlelerinin zihnindeki ilk izlenimini ve sadakat duygusunu büyük ölçüde çalışanlarının dış görünüşü ve kontrollü davranışları üzerinden inşa eder.
Bu mekanizma, sadece özel sektörün ticari kaygılarıyla sınırlı kalmayıp, özellikle kamu hizmetlerinde ve yerel yönetimlerde de giderek daha görünür bir hal almaktadır. Vatandaş, soyut bir yapı olan devleti veya yerel yönetimi çoğu zaman yazılı mevzuatlar üzerinden değil, karşısındaki kamu çalışanıyla kurduğu somut diyalog üzerinden deneyimler. Belediyeler bünyesinde faaliyet gösteren çözüm masaları, beyaz masalar ve danışma birimleri, kurumun doğrudan toplumsal vitrinidir. Vatandaşın yerel yönetim hakkındaki ilk algısı, memnuniyeti ve güven düzeyi, bu birimlerde görev yapan personelin iletişim tarzı, estetik sunumu ve yaklaşımı üzerinden şekillenir. Dolayısıyla emek süreci, fiziksel veya zihinsel bir çıktı üretmenin ötesine geçerek; bireyin kimliğini, bedenini ve anlık duygularını da kapsayan geniş bir yönetim ve denetim alanına yayılmaktadır.
İnsan varlığını en uç noktalara kadar metalaştırma eğilimi
Sosyolojik açıdan estetik emek, kapitalizmin ve tüketim toplumunun insan varlığını en uç noktalara kadar metalaştırma eğiliminin bir tezahürüdür. Zygmunt Bauman, çağdaş tüketim toplumunun yalnızca nesneleri değil, bireyleri de piyasa mantığı içinde alınıp satılabilen, vitrine konulan varlıklara dönüştürdüğünü çarpıcı biçimde ifade eder. Bauman'ın dikkat çektiği bu tüketim sarmalında, insan emeği ve bedeni, pazarlandığı ölçüde ve ekonomik değeri oranında anlam kazanmaktadır. Günümüzde bu süreç daha ileri bir aşamaya evrilmiştir: Artık yalnızca iş gücünün ürettiği ürünler değil, iş gücünü üreten bedenin bizzat kendisi de rekabetin yapısal bir unsuru olarak iktisadi değer üretmektedir.
Burada estetik emek, Berkeley Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Arlie Hochschild'ın literatüre kazandırdığı........
