We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Dünyanın beş krizi

1 0 0
02.07.2021

Tüm krizler birbirinin hem nedenini hem neticesini oluştururken kapitalist dünya sisteminin mutlak güç vasfını belirleyen, ihtiyaçları giderme, çatışmaları organize etme, sürekli yenileyerek aynı kalma gibi yetenekleri içten içe aşınıyor. Çünkü krizler maddi imkanlarla sindirilse, bastırılsa, saptırılsa da Batı aklının kurduğu dijital tekno-medeniyet anlam üretemiyor. Büyük Gazali'nin dediği gibi "İnsandan korktuğumuzda ondan kaçarız, Allah'tan korktuğumuzda ona yaklaşırız". Günümüz insanı ve hatta Müslümanlar korkma fikrini eleştiriyor, insanın kimseden korkmaması gerektiğini salık veriyor. Haliyle Allah'tan korkma ve dolayısıyla ona yaklaşma bir tutum olmaktan çıkıyor.

Sorunsuz, krizsiz, savaşsız, çatışmasız dünya tahayyüllerine karşı yeryüzünde zulüm, adaletsizlik, kavga, buhran hiçbir dönemde eksik olmamıştır. Dünya zaten ilişkisellik, karşıtlıklar, iyi ve kötü gibi onlarca dikotomiyle varolur.

Dünya buhran demek

Dünya enikonu buhran, kriz, mesele demektir; insan varoluşu dünya ile anlam kazanır. Dünya ve içindekiler lafzı oksimorondur... Yeryüzü dünya değildir; doğayı manalandıran, coğrafyayı, taşı, toprağı, suları dünyalaştıran insandır. İnsan-oluş akıl-benlik-şuur-irade ve eylemle gerçekleşir. Özünde ihtiyaçlar, hayatta kalma kaygısı, yaşamak için her şarta uyum sağlama yetisi, sabit bir doğasının bulunmaması, kendi varlığı için 'başka'sını gözden çıkarabilme pratiği öncelikle bir toplulukta bulunma zorunluluğunu akabinde tekil varlığı-ailesi-topluluğu için her tür başka ile çatışabileceğini gösterir insanoğlu.

'Bu seferki' hep farklıdır

Tarih felsefesi bakımından dünya ister çizgisel bir ilerleme kaydetsin ister döngüsel bir tekrar içinde formları yeniden üretsin özünde, aslında, neticesinde krizlerle, buhranlarla; insan-lık salgınlardan afetlere, gıda yokluğundan siyasi çatışmalara kadar mahiyeti aynı aktörleri, özneleri, kadroları farklı bunalımlarla varolmuştur. Ortaçağ düşüncesinden Aydınlanma felsefecilerine iki dünya savaşının mahsulü varoluşçulara kadar herkes yeni bir dönüm noktasından, başlangıçtan "bu seferki" krizin, yıkımın hatta yaklaşan yeni insanın, yeni düşüncenin, yeni siyasal alanın çok farklı olduğundan bahseder. Bilhassa milenyumla beraber dijital tekno-varoluşun kendini belli etmesiyle hakikaten farklı bir savaş, felsefe, ihtiyaçlar listesi, insani beklentiler skalası oluşmaya başladı. Elbette buna özgü krizler, buhranlar, sorunlar da başgösterdi. Belki tarihin belli dönemlerinde hakikaten anlam krizleri çıktı, siyasi ve iktisadi buhranlar, çıkmazlar gibi... Sağlıktan gıdaya kadar çaresiz kaldı insanlar ama ekolojik ya da dijital kriz çok yeni. Bunlar dönemin yapısına uygun yeni sorunlar.

Anlam krizi, dijital kriz, iklim-sağlık-gıda krizi, iktisadi ve siyasi krizler, şu an insanı, devletleri ciddi biçimde etkiliyor.

1. Anlam krizi

Anlam insana gelmez, anlamı insan verir.

İnsanın anlam verme kapasitesi iyiden iyiye kayboldu, anlamı dijital alışveriş sitesinden seçilerek alınabilecek bir meta gibi algılıyoruz. Halbuki manalandırma yeteneği insan-oluş'un temel eylemlerinden biridir. Nesneyi anlamlandırma gayretinin ötesinde manayı eşyadan, üretilen hayat tarzından ve tüketim metaından almaya ayarlı insan varoluşu yaşayan, canlı bir nihilizmle başbaşa kaldı. Bu beraberinde eşyanın sahibi olduğu zannını da kuvvetlendirdi; nesneleri, doğayı, bütünlük bakımından yeryüzünü sahiplenme güdüsü basit gerekçelerle yıkılınca insana olan itimat da ortadan kalktı.

Hedonizm, keyf, arzular, tutkular, tüketme, daha iyisine sahip olma gibi hassalar günümüzün yaşamında üretilmedi, icat edilmedi, ortaya çıkmadı; insani varoluşun mahiyetine içkin bu nefsî yetiler ilk günden beri vardı. Mesele arzuları ve tutkuları ihtiyaçlarla ahenkli kılabilecek bir organizasyon oluşturamamakta... Neoliberal doktrin arzuları ve tutkuları sürekli diri tutmaya yönelik işlediğinden insanın sahip olma güdüsünü, ihtiyaçlarıyla sınırlı arzu barometresini zirveye çıkardı; o en yüksekteki arzuları tatmin edemeyince insan anlamdan, anlam üretme yeteneğinden de oldu.

İnsanların maske takmaya gösterdiği özenin, dolu yağarken arabasının üzerini örtme çabasının gerisinde kalması, nesne merkezli varoluşun temel belirleyenlerindendir. Bu yalnız Türkiye için sözkonusu değil, mültecilere, yabancılara, Müslümanlara gösterilen tahammülsüzlüğün bir tarafında kaynakları, üretimi paylaşmama hedefi bulunuyor.

Kendiliğin zararları

Özne insani zaafları kabullenmek istemiyor; makine-oluş tarzında, belki siberg gibi işleyişinde aksaklık yaratmayacak mükemmeliyet aranıyor. Küresel insan herkesin kendisini anlamasını, dinlemesini, onaylamasını, ilgilenmesini istiyor. Dediklerinin anında olmasını bekliyor; düzeni, hayatın temel dinamiğini sihirli lamba gibi algılıyor, istediğinde imkanların önüne yayılmasını bekliyor. Kısıtlı emeğe karşı yüksek başarı ve kazanç arzusu "herkes bana karşı" histerisini doğuruyor. Dost bildiklerim... diye başlayan yakınmalar ihtiyarla ergeni birleştiriyor. Kibirli davranırken başkalarının kendisine samimiyet gösterisinde bulunmasını, kendi mütehakkim yaşayışına karşı kendine erk gösterilmesin talebini dile getirmekten çekinmiyor.

Temelsiz bir özgüven özneyi belirliyor; kendilik inşası, kendiliğin keşfedilip gösterilmesi üzerine geliştirilen felsefe küresel insanı ciddi manada dönüştürdü. Kendilik, müşterek yaşamayı besleyip nahif ve alçak gönüllü bir varoluşu koruması gerekirken yıkıcı özgüveni besledi.

Anlam üretmeyi sağlayacak ihtimamı yaşama stilinde geliştiremedik, gayelilik problemi, Farabici mutluluk arayışı, hüzün ve kederden kaçma tiradları, aczi acziyet göstergesi zannetme, insanın hadîs varlığına kinle yaklaşma, geçicilik fikrini varoluşun normalinden çıkarma girişimi anlamsızlığı çoğaltıyor.

İnsan için aslolan "her ne suretle olursa olsun" hayatta kalmaktır; manalandıramadığı dünyayı fert bu sefer düşmanlıklarla kodlamaya, başka'sını imha edecek tehdit gibi görmeye başlıyor. Ortalama........

© Açık Görüş


Get it on Google Play