menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sömürge jeopolitiğinin dili

22 0
02.10.2026

Hafızası değişenin hikâyesi de değişir. Lügate sahip çıkmak kimlik yükümlülüğüdür. Türk ve İslâm dünyası, ithal kuramları sıyırıp öz hakikatini tebarüz ettirmelidir. Bütün bu çerçeveden sonra karşımıza çıkan esas soru şudur: Sömürge çağının cetvelle çizilmiş tariflerini neden yaşatıyoruz? Asli harcı İslam olan bu coğrafyaya neden hâlâ “Orta Doğu” diyoruz?

Alfred Mahan'ın Orta Doğu tanımı, 19'uncu yüzyıldaki kolonyal aklın kavramsal forma bürünmüş halidir. Avrupa tecrübesiyle tekelleşen yeni nizam, küresel bir mülkiyet iddiasıydı. Dünyanın geri kalanı Batı'ya olan uzaklıkları kadar anlam kazandı. Orta Doğu, sömürge dili sözcüğüdür. Batı pusulasından doğmuş bu kavram oryantalizmin yetkin mühendislik örneğidir. Fas ile Umman'ı, Yemen ile Lübnan'ı, Türkiye ile Körfez'i aynı sepete koyar. Dar anlamıyla ele alındığında dahi Süveyş'ten Basra Körfezi'ne uzanan bu yapay bütünlük gerçek değil.

"Temsil edilen" olma hâli

Selçuklu ve Osmanlı, coğrafyayı içeriden okudu. Her isim, kendi medeniyet havzasının adıyla ve tarihinin diliyle yaşadı: Bilâdü'ş-Şâmdedi, Cezîretü'l-Arab dedi, Mağrib dedi, Mısır dedi. Aynı Mısır'a Batı "Egypt" dedi; Mağrib olarak anılan Fas'a ise "Morocco". Her iki ülke de Latin harfli metinlerde kendilerine biçilen isimleri kabullendiler. Edward Said'in, Şarkiyatçılık kitabında epigraf olarak kullandığı Marks'ın "Kendi kendilerini temsil edemezler, temsil edilmeleri gerekir" cümlesi, Batı bakışıyla tanımlanmanın ibretlik örneğidir. Said'in vurguladığı o "temsil edilen" olma hâli gönüllü olarak sürdürülse de kendi anlam dünyasıyla var olan medeniyetler de oldu. Tahran, "Persia" adlandırmasına karşılık İran adını benimsetebildi. Hindistan'da "India" yerine "Bharat" tartışmaları gündemde. Myanmar, "Burma"yı geride bıraktı.

Türkiye'ye de ayrı bir parantez açmak gerekir. Ankara uluslararası platformlarda "Turkey" yerine "Türkiye" adını kabul ettirdi. İçeride Orta Asya yerine Türkistan ile başlayan millî maarif süreci var. Osmanlı vesikalarında yer alan "Adalar Denizi"ne dönülmesi, kanunda geçen adıyla "Sevk ve İskân Kanunu"nun kullanılması, "Sefer" adıyla meşrulaştırılmak istenen yağmaların "Haçlı Saldırıları" olarak anılması ve "Coğrafi Keşifler" etiketiyle sunulan emperyalist yağmaların "Sömürgecilik Politikaları" şeklinde ifade edilmesi millî bir mesuliyetti. Batı ise geçen 6 asra rağmen Türkiye özelinde........

© Açık Görüş