We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yeni anlama biçimleri

5 0 0
29.08.2020

Dinin temel iddialarını Aydınlanma'nın kurucu retoriğiyle şekillendirilmiş bir radikalizmle hırpalayan erken dönem modernleşmecilerin ardından bugün çok daha içeriden gelen yeni bir ekstrem dalga onu varoluşsal yönleriyle yetinmeksizin bizatihi dinî ve kültürel dinamikleriyle olabildiğince sıkıştırmakta, sürece en çok da dindar-muhafazakâr zemin sosyolojik olarak teşne olmaktadır.

Toplumu nasıl anlamak gerekir? Hayat hızla değişmekte, bir on yıl öncesinin norm ve değerlerini hızla ucube ilan eden yeni birtakım ölçütlerle karşılaşmak artık sıradan bir durum. Değişmeyi anlamak, sürecin nereye doğru ilerlediğini kavramak önemli ancak bütün bunları tek bir disiplin ekseninde ele almak giderek zorlaşıyor. Tarihten siyasete, dinden ekonomiye hemen her türden disiplinin desteğini talep eden çoğul bir ilgiyle mevcut durumun anlaşılması ancak mümkün gibi.

Öte yandan Türkiye özelinde yaşanılan farklılaşmalar da bütün bu çeşitliliği yardıma çağıran bir derinlikte ilerliyor. Türkiye’nin kabaca Tanzimat’la birlikte başlayan ve giderek daha karmaşık süreçler etrafında ilerleyen kendine bir istikamet bulma arayışı bugün hız kesmeden devam ediyor olsa da toplumun tamamına sirayet eden değişimin temel yön ve koordinatlarını kavramak kolay gözükmüyor.

Alışık olunmayan kabuller

Osmanlı geleneği içinde sabitleşen ve yer yer dinamik yer yer de durağan bir toplumsal yapılanmaya fırsat veren zihniyet yapısı artık hepten değişmiş, ortaya bu kalıpları da mütemadiyen sorgulayan yeni birtakım bakış açıları çıkmış durumda. Osmanlı siyasi rejiminin var ettiği gündelik hayat yapıları Türk modernleşmesinin hız kesmeyen radikalizmiyle altüst olmuş, alışık olunmayan kabuller içinde toplum farklı mecralara evrilmek zorunda kalmıştır.

Türkiye’nin Batı’yla kurduğu yakınlığın onu takip etmek, onunla bütünleşme gibi zamanla güçlü benzeşme çabalarıyla yer değiştirdiği bir gerçek. Bu yakınlığın maliyeti ortaya pek çok sorun çıkarsa da yeni arayışların bu ilgiyi kalıcı birer yönelime çevirme noktasındaki iştiyakın artık sosyal bilimsel literatürde yer aldığını rahatlıkla gözlemlemek mümkün.

Resmî arayışların ortaya koymayı dert ettiği yeni toplumsal düzenin hangi paradigmatik, siyasal ve ahlaki düsturlardan neşet ettiği ise tartışmaya açık. Örneğin eski rejimde baskın ve belirleyici ağırlığıyla dikkat çeken; ayrıca norm ve değer üreten gücüyle farklılık yaratan dinin yeni rejimde nerede duracağını kestirmek kolay değil. Oysa “dine yer açma” fikri geçmişten beri hiçbir zaman gündemden düşmedi aksine Emevi-Abbasi pratiklerinden hiç de geri durmayan bir duyarlılıkla bütün bunların bir adım ilerisine geçmeye hazır birtakım seküler ilgiler de yok değil. Dinle devlet arasındaki karşılıklı ilişkiselliğin artık devletten yana bir dikkatle ilerlemesini önceleyen yeni konseptte temel sorun geniş toplumsal yapının ve onunla birlikte işleyen derin dinî sosyolojik bağlamın nasıl kontrol edileceği, dahası nasıl zapt edileceğiyle ilgili sorular etrafında ilerliyor.

Modern Türkiye’de dini hem toplumdan gelen “ölçülü-ölçüsüz” halk İslamı’nın tazyiklerinden hem de eğitimli dinî seçkinlerin İslamcı talepkârlığından koruyacak bir mekanizma nasıl sağlanabilirdi? Dinin gündelik hayatı, dili ve söylem dünyasını inşa etme geleneğine ket vurmanın sayısız bedelleri olabilir, bu da Türk modernleşmesinin hızını yavaşlatabilir, dahası devletle yönetici seçkinler arasında telafisi imkânsız sorunlar yaratabilirdi. Bir yandan modernleşmeye gönül bağıyla tutunan bir yakınlık bir yandan da din konusunda sahiplenilmiş bir mesafe bilincinin Türk siyasi aktörlerinde İslam üzerine esaslı bir şekilde geri düşünmekten çok, güçlü bir geri çekilme duygusuna yön verdiği söylenebilir.

Dini kontrol altında tutmaktan çok sözüm ona yeni bir yön vermeye kadar içine başkaca stratejik amaçların da kolayca yerleştirilebileceği çoklu gerekçeler arasında bir nizama kavuşturan Diyanet pratiği aslında devletin dinle birlikte yol alma mecburiyetinin baskısını gösterir. Gerçekten de Diyanet’le birlikte devletin, resmi dinî söylemin herkesi tatmin eden bir makuliyet arayışında karar kıldığını göstermesi açısından ilginç ve bir o kadar da kalıcı bir tercihte bulunduğu söylenebilir.

Modern paradigma

Diyanet’in, dinî anlam dünyasını zamanla modern paradigma içinde kendine yer açmayı başarabilecek dinî müfredatla birlikte kuşatabilecek bir dil ve iktidar alanını üretme konusunda yetkinleşme çabası içinde olduğunu ve böylece de varlığını güçlendirmek için birtakım arayışlara yöneldiğini söyleyebiliriz. Türk modernleşmesinde meşruiyetin........

© Açık Görüş


Get it on Google Play