We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kaçış rampası

6 3 1
21.08.2021

Habire yakınmak, gelen tehlike karşısında paniğe kapılmak, bizi bekleyen mutlak kader karşısında tedirginliği kurumsallaştırmak yerine burada bir kaçış rampası var mıdır ve oraya nasıl erişilir sorusunu sormak gerekir.

Kaçış rampası kurtarır. Yükünüz ağırdır; hesapsız denklerle yola çıkmışsınızdır. Arkanızda taşıdıklarınızın haddi hesabı yoktur, ama arabanıza da güvenmektesinizdir. Bakımını daha yeni yaptırmışsınızdır, hem bu yollar da zaten başka birilerinden değil sizden sorulmaktadır. O kadar aşinasınızdır yani, o kadar hemhâl. Neredeyse gözü kapalı gidecek kadar buraları bilmektesinizdir. Ondandır ki yılların usta şöforü olarak sizde ne bu yüklerden yana bir dert vardır ne de su gibi akan yollardan kaynaklanan bir tedirginlik. "Bismillah" demiş, geride bir sürü insanın duasını almış, akşamdan sarılan yüklerinizle sabahın köründe kalkıp yola koyulmuşsunuzdur. Önünüzde upuzun yollar, bitmek tükenmek bilmeyen günler ve geceler vardır. Onlar birbirini kovalarken kıvrım kıvrım akan yolları tüketme derdindesinizdir. Gideceksinizdir habire gideceksinizdir. Uzun yola hüküm giymiş gibisinizdir. Bu yol bitecek gibi değildir; sahi ne zaman durulacak, ne zaman "bu kadar, buraya kadar" denilecektir? Ömür biter yol bitmez boşuna mı söylenmiştir?

Bildik yollar, yeni yükler

Oysa geride kalanlar sizi beklemektedir. Gittiğiniz yerlerden yeni yükler sarıp şu artık ezbere bildiğiniz yollardan bir türlü ayrılamayacaksınızdır. Bir nefes dinlenmeye vaktiniz yoktur; biraz nefes almaya, biraz toparlanmaya zamanınız olsa belki etrafta olup bitenleri de göreceksiniz. Mesela şu tepeden denize bakmak size iyi gelecektir, belki şu kayalıklarda arabayı bir kenara çekip hafif kestirmekle kendinize merhamet edebilir, belki şurada bir yerde mola verip keyifli bir çay içerken her şeyi bir kenara atarak içinizde bir ferahlık yaratabilirsiniz. Hem bir iki adım olsun yürüseniz, yerden aldığınız bir taşı fırlatıp, yol kenarlarında kendi halinde büyüyen çiçeklerden yayılan rayihaya bir yol yaklaşsanız. Ama değil işiniz çoktur, bu yoğunlukta zamanı olabildiğince iyi kullanmak ve menzile bir an önce erişmek zorundasınızdır.

Yol hep bir kararda ilerlemez. Bizi yokuşlar, inişler, engebeli geçişler, bozuk satıhlar, tuhaf bekleyişler, dar alanda sıkışmalar ve gereksiz bir trafik kesinlikle yoracaktır. Ama aracımızı tanıyoruz, bunların hepsinden haberdarız. Ne yollardan geçmişizdir, ne geçitlerde kalmış, ne tünellerden çıkmışızdır. Arabanın bir şoförü vardır. Her durumda, karşılaşacağımız sorunlar ne türden olursa olsunlar bunlara evvel emirde müdahale edecek olan sadece bizizdir. Akıl veren çok olacaktır, Allah'ın emridir, "ben olsam şöyle yapardım" diyenlerin haddi hesabı yoktur ama işte bu koltuğa sadece ve sadece bir kişi sığmaktadır. Konuşanların çoğu ilaçlığa olsun bir defa olsun o koltuğa oturmamıştır ancak yol göstermekte üzerlerine yoktur. Böyledir alışmışızdır.

Can bize emanet

Ama öyle olunca da bu arabadan da biz sorumluyuzdur. Arkamızdaki yükler bize emanettir. Onu adrese teslim etmek gibi bir sorumluluğumuz vardır. Bu can da bize emanettir. Şu ucu bucağı bitmez yollarda heder olmamak için elimizden geleni yapmak zorundayızdır. Yola uykusuz çıkmanın ne menem bir şey olduğunu bilmeyen yoktur, arada gözlerimiz tarttığında bunun bizi nerelere savuracağını kestirmek için bir örnek deney yapmanın alemi yoktur. Beslenmemiz, dikkatimizi toplamamız, yolun bize söylediklerini, söylemeye çalıştıklarını ihmal etmememiz gerekir. Yolun sürprizlerine hazır olmak onu göğüslemeyi, yeri geldiğinde def etmeyi, yeri geldiğinde de kuş olup üzerinden geçmeyi gerektirir. Bilgi........

© Açık Görüş


Get it on Google Play