We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Selahaddin'in ‘Akka Kilidi' Kudüs'ü nasıl kurtardı?

3 0 0
01.08.2020

Selahaddin, III. Haçlı Seferini durdurmayı sadece orduları ve kılıcıyla değil, adalet, tevazu ve ihlasıyla başardı. Kudüs'te ve Akka'da düşmana fazla merhamet göstermekle eleştirildiğinde gülümser ve “Af konusunda hata yapmak, haklı olarak cezalandırmaktan daha çok hoşuma gidiyor” derdi. Hazreti Ömer, Selahaddin ve Yavuz Sultan Selim'in mirası Kudüs, 1918 yılına kadar İslam'ın adalet ve merhametiyle idare edildi. Yine onu bekliyor!

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın.”

Âl-i İmran, 103.

Bugün Filistin’in Akdeniz kıyısında bulunan Akka şehri Haçlı seferleri sırasında Kudüs’e açılan kapı olarak öne çıktı. Özellikle Kudüs’ün Selahaddin Eyyubi tarafından 2 Ekim 1187’de fethedilmesinden sonra 1189 yılında başlayıp 1192’de sona eren III. Haçlı Seferi sırasında İslam orduları ile Haçlı orduları tabiri caizse Akka’da düğümlendi. Müslümanların koruduğu Akka kalesini denizden ve zaman zaman karanın bazı bölgelerinden kuşatan Haçlılar, kaleye yardıma gelen Selahaddin Eyyubi tarafından da kendileri kuşatılmıştı. Avrupa’nın üç büyük devleti olan Alman İmparatorluğu, Fransa ve İngiltere kralları ile Selahaddin ve ona yardıma gelen emirleri arasında Akka etrafında iki yıla yakın süren şiddetli savaşlar yaşandı. Halifeye mektup yazan Selahaddin’in deyimiyle, “İnsanlar, o güne kadar hem muhasara eden, hem de muhasara edilen bir düşman görmemişlerdi.” Selahaddin, Akka’da yaşananları Abbasi halifesine şu sözlerle ifade ediyordu:

“Hizmetkârınız, işi çetin ve şerri çok olan bu düşmanla ilgili haberlere, sizi usandırmamak için ara verdi… Düşman, hendeklerine sığınmış, yardım geçmesine mani oluyor. Hendekleri içinde muhasara edilen düşmanın sayısı 5 bin şövalye ve 100 bin piyadeden az değil. Ölüm, harp ve esaret onları yedikçe denizden yenileri geliyor. Ordugâhlarında sayılamayacak kadar çok batılı asker ve yabancı dillerde konuşan insanlar toplandı. Öyle ki, biri esir alınır veya iltica ederse, onun dilini anlamak için çok sayıda tercümana ihtiyaç oluyor. Biri ondan, başka biri birinci tercümandan, üçüncü kişi ikinci tercümandan tercüme ederek onun dediklerini anlatıyor.”

‘Şimdi değilse ne zaman?’

İki önce Kudüs’ün fethi için yıllardır Nureddin Mahmud Zengi ile güç bela bir araya getirdikleri emirler şimdi memleketlerine dönmek için bin bir bahane uyduruyorlardı. Zira karşılarında ganimet alabilecekleri bir kuşatma savaşı değil, tersine kuşatma altında kurtarılmayı bekleyen Müslümanlar vardı. Öyleyse niçin boş yere ölsünlerdi! Kendisini birer birer terk eden emirlerini savaşmaya ikna etmek için kimine vaatlerde bulunan, kimini ikaz eden, kimine de hatırlı adamlarını yollayan Selahaddin, mektubun devamında karşılarında yer alan ve Kudüs’e yürümek isteyen her milletten zorlu düşmanları anlatıp kendisini ve ordusunu Akka’da kaderiyle baş başa bırakan Halifeye sitemkâr ifadelerle yükleniyordu:

“Düşmanın hileleri türlü türlü; bazen burçlarla, bazen mancınıklarla, bazen debbâbelerle hücum ediyor. Bazen lağım açmak, bazen tünel kazmak, bazen hendekleri doldurmak, bazen merdivenler kurmak için çalışıyor. Bazen gece, bazen gündüz, bazen denizden gemilerle saldırıyor. En sonunda Frenkler, karargâhlarının ortasında dikdörtgen şeklinde topraktan pek çok tepeler yaptılar. Bunların üzerine iskeleler kurdular. Topraktan tepeleri sura doğru yaklaştırarak iskeleleri bunların üzerinde yürütüp surun yarım ok atımı kadar önüne geldiler. Ateş, ağaçtan burçlarda etkili olurdu ancak bunlar demirden burçlar, dev mancınıklar yapıyorlar. Attığımız gülleler ve ateşli silahlar etkili olmuyor… Düşman şehrin muhasarasında inat ediyor. Bazı kısımlarda da lağımlar açmaya başladı. Şehir büyük tehlike ile karşı karşıya…

Bize yardım edecek askerler şimdi gelmezse ne zaman gelecek! İhtiyaç........

© Açık Görüş


Get it on Google Play