We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ayasofya kimin mülküdür?

10 0 1
12.06.2020

Ayasofya insanlığın ortak malı veya bazı kesimlerin ortak sembolü değil, Osmanlının bakiyesi, fethin hediyesi, Fatih Sultan Mehmed'in vakfiyesi bir camidir. Bir vakıf olarak da Türkiye topraklarındadır, bize emanettir ve Allah'ın mülküdür.

Cumhuriyet döneminde Türkiye dindarlığının devlete duyduğu güveni sarsan iki derin travma vardır: İlki başörtüsünün eğitim ve çalışma hayatında yasak olması, ikincisi ise Ayasofya Camii’nin ibadete kapatılması. Bunlardan birincisi yakın zamanda hem toplumun ve devletin hazır olması, hem de siyasal iradenin kararlılığı sayesinde çözüme kavuştu. Diğeri, yani Ayasofya’nın cami olmaktan çıkarılması ise bugünlerde Türkiye’nin gündeminin başköşesine oturdu.

Dikkat edilirse, “Ayasofya’nın müze yapılması” filan demiyorum, çünkü ortada, işler haldeki bir ibadethanenin durup dururken müzeye çevrilmesi gibi bir durum yoktur. Müze yapmak olsa olsa o ibadethaneyi kapatmanın nitelikli ve rafine bir yöntemi sayılabilir. Oysa Ayasofya doğrudan müze yapılmamıştı.

Tartışmalıdır, çünkü…

Önce 7 Haziran 1931’de, “duvarındaki sıvaların altında kalan mozaiklerin ortaya çıkarılması amacıyla” bir restorasyona girmiş, daha sonra 3 Şubat 1932 tarihine denk gelen Kadir Gecesinde, Ayasofya Camii’nde Türkçe Kur’an, tekbir ve kamet okunmuş, 24 Kasım 1934’te ise tartışmalı bir bakanlar kurulu kararnamesiyle müzeye çevrilmişti. Tartışmalıdır, çünkü hem bu kararnamenin Resmî Gazete’de kaydına rastlanamamakta, hem de kararnamenin örneği olarak gösterilen ve devlet arşivlerinde yer alan belgedeki Atatürk’ün imzası diğer imzalarına benzememektedir.

Örneğin, imzasında her zaman “K. atatürk” şeklinde soyadının ilk harfini küçük “a” ile yazan Atatürk, nedense Ayasofya’nın müze yapılması kararında büyük “A” kullanmıştır. Bunun dışında imzada K harflerinin üst çıkıntısının kullanımında da diğer imzalarda rastlanmayan anormal bir uzunluk bulunmakta ve t, r, ü harflerinin tipografisinde de uyuşmazlıklar görülmektedir.

Belki bu çelişkiler, Gazi Mustafa Kemal’in ilginç bir tevafuk eseri 24 Kasım 1934’te, yani Ayasofya’nın kapatılması ile aynı gün Atatürk soyadını almış ve bir imza kararsızlığı yaşamış olması ile izah edilebilir. Yine bu belge doğruysa eğer, Gazi Mustafa Kemal’in Atatürk soyadlı yeni imzasını ilk kez kullandığı bakanlar kurulu kararının Ayasofya’nın ibadete kapatılması kararı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bizans oyunu restorasyon

Peki Cumhuriyetin kuruluşundan 1934 yılına kadar cami olarak hizmet veren Ayasofya’yı kapanmaya götüren “Bizans oyunu” restorasyon süreci nasıl başlamıştı? Evvela işin içinde bir grup Amerikalı ile karşılaşıyoruz. Arkeolog Thomas Whittemore öncülüğünde bir grup Amerikan vatandaşı, Batılı iş adamları ve zenginlerden mali destek alarak İstanbul’da Amerika Bizans Enstitüsü adlı bir kurum oluştururlar. Fetihten sonra kilise vasfını kaybeden Bizans eserleri başta olmak üzere, İstanbul’daki Bizans mirasını incelemeye başlayan Whittemore ve ekibi, dönemin ABD Büyükelçisi ve Atatürk’ün dostu Joseph Grew’den de özellikle bürokratik işlemler konusunda ciddi yardım görürler. Bizans Enstitüsü’nün amacı tahmin edileceği üzere salt bilimsel çalışma yapmak değildir. Ayasofya, Zeyrek ve Kariye camileri başta olmak üzere, eski Bizans mirasının “aslına döndürülmesi” için de Türkiye hükümeti nezdinde lobi çalışmaları yaparlar. Whittemore, Atatürk ile........

© Açık Görüş


Get it on Google Play