We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

15 Temmuz ‘terörist darbe' girişimi Haçlıların son seferi mi?

5 2 1
11.07.2020

Türkiye’nin darbeler tarihine baktığımızda öncelikle şu hakikati tespit etmek gerekir: Bu ülkede dış desteksiz darbe olmaz. Yine bu hususta kabaca üç temel darbe tipi ile karşılaşırız: Konvansiyonel darbeler, müdahaleci darbeler ve “terörist darbe” girişimi olarak 15 Temmuz. Bu darbeler veya darbe girişimleri, ülkenin yön değiştirdiği, kendi kontrollerinden çıktığı düşüncesine kapılan dış destekli güç odakları ve çıkar gruplarının silahlı bürokrasi içindeki bazı cuntaları veya daha kötüsü emir-komuta zincirinin tamamını harekete geçirmesiyle gerçekleşti. Darbeciler, seçimle iş başına gelmiş demokratik iktidarı genellikle “demokrasiyi rayına sokmak” bahanesiyle devirdikten sonra, millete yeniden “demokrasiyi” lütfettiler! Zira ne ülkenin siyasetini ve ekonomisini yönetecek bilgi ve becerileri vardı, ne de milletin karşısına çıkmaya devam edecek yüzleri… Ancak seçilmiş yöneticileri hedef aldıkları 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbelerinde kan döktüler, can aldılar ve bu ülkenin ortak hafızasına silinmez travmalar kazıdılar.

Darbeciler ve Haçlılar

Çoğu Türkiye’nin büyük devlet olma ideallerinin yeşerdiği zaman dilimlerinde meydana gelen darbeler, 1096’dan beri bu coğrafyayı meşgul eden, yoran, hatta kana boğan Haçlı seferlerinin aynı amaca yönelik uzantılarıdır. FETÖ lideri Fetullah Gülen’in Haçlıları Türkiye’nin seçilmiş liderine tercih eden ve Haçlı işgallerini meşrulaştıran şu sözleri hem başka başkentlerdeki sahiplerine mesaj vermekte, hem de 15 Temmuz darbe girişimi ile Haçlı zihniyeti arasındaki bağı tescillemektedir:

“Haçlının ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değildir. Çünkü sizinle onlar arasında kırmızı çizgiler vardır. Bir kere onlar sizin kadınınıza, kızınıza ilişmezler. Mabedinize ilişmezler. İlişmemiş Haçlılar.” Nasıl ki Nureddin Zengi’ye veya Selahaddin Eyyubi’ye karşı Haçlı kontluklarının yanında savaşan sözüm ona Müslümanlar olmuşsa, maalesef onların mirasçıları da halen İslam dünyasında ve Türkiye’de var olmaya devam etmektedir. 28 Şubat darbe sürecinde seçilmiş Başbakan Necmettin Erbakan’a “Beceremiyorsan, bırak git”, İsrail’in Mavi Marmara katliamında şehit edilenler için “Otoriteden izin almaları gerekirdi” diyen FETÖ elebaşı Gülen, ihanet geleneğinin bu topraklarda sürgün vermiş canlı ispatıdır.

Teröristler Batılı başkentlerde

Bugün FETÖ/PDY’nin örgüt lideri ve üst düzey militan kadrosunun Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere, Batılı ülkelerde rahat içerisinde yaşıyor ve korunuyor olmaları, herhangi bir söze mahal bırakmayacak açıklıkta bir dış mihrak izini dünyanın suratına çarpmaktadır. Bir an için, DEAŞ terör örgütü liderinin Türkiye’nin bir şehrinde bir çiftlikte, kendisine tahsis edilmiş olan malikânesinde ve korumalarıyla ikamet ettiğini düşünün; dünyanın buna tepkisi nasıl olurdu? Oysa Türkiye’yi yıllardır kana bulayan, sadece FETÖ değil, PKK, Dev-Sol ve DHKP-C gibi terör örgütlerinin tamamının lider kadrosu Avrupa ülkeleri ve ABD’de keyif sürmekte, terör örgütlerini Pennsylvania, Berlin, Paris, Brüksel, Londra ve Atina gibi Batı kentlerindeki muhkem karargâhlarından yönetmektedir.

Enseyi karartan siyasetçiler

Türkiye’de liberal, sol, İslamcı, muhafazakâr, milliyetçi vb kesimlerden farklı kişiler, FETÖ/PDY örgütünün, kronolojik sırayla dinî cemaat, eğitim-kültür hareketi, sivil toplum kuruluşu, illegal yapı, terör örgütü, silahlı terör örgütü ve nihayet darbeci niteliğini değişik aşamalarda fark edebildiler.

Zira örgütün takiyeci kimliği onun her türlü maske ile devlet katında ve toplum içinde tutunabilmesine neden oldu. Fakat 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hakikate uyanmak yerine, “senaryo” ve “kontrollü darbe” gibi söylemlerle apaçık gerçekliği çarpıtmaya çalışmak artık iyi niyetle değil, ancak FETÖ sempatizanı........

© Açık Görüş


Get it on Google Play