Modern çağ ve edep krizi
Edep, insanın haddini bilmesidir ve hakikat yolunda bir azıktır. Haddini bilen küçülmez, doğru yerde durur. Kendi sınırlarının farkında olarak hakikatin büyüklüğünü idrak eder. Ancak bu sayede ne aşağılık duygusuna kapılır ne de büyüklük vehmine sürüklenir. Her halinde ölçülüdür. Ölçü ise medeniliğin temelidir.
Burhanettin Kapusuzoğlu/ Yazar
Tarih boyunca medeniyetleri ayakta tutan temel esaslar;güç, bilgi, teknik, kalkınma ve ilerleme gibi maddi kudretin iktidar unsurları yanında insana çekidüzen veren ve nefis terbiyesine hizmet eden kurucu ahlâk ilkeleridir. Vakıa bu ahlâk ilkelerinin belli bir düzen çerçevesinde disiplinle incelmiş ve kıvamını bulmuş derin ontolojik tezahürü ise edep serlevhasında tecessüm etmiştir. Çünkü edep, toplumsal ilişkileri düzenleyen bir nezaket biçimi olduğu kadar insanın bilgiyle, hakikatle ve varlığıyla kurduğu sıkı bağın ahlâk irtifasının göstergesidir.
Edep, insanın kendine duyduğu saygıdır. Esasen bu hâl, saygınlığın da sebebidir. Ahlâktan akseden edep, beşerî münasebetlerde sahicilikten başka bir davranış biçimi tanımaz ve gösterişi kabul etmez. Nitekim iç âlemini güzelleştiren ve kimse görmediğinde de vakarını, muhabbetini, samimiyetini ve mehabetini koruyabilen insanda edep, yüksek bir karakter hâline gelmiş demektir.
Bu çerçeve, modern çağın yaşadığı krizi anlamak için de temel bir ölçü sunmaktadır. İnsanlık hiç olmadığı kadar çok şey bilmesine rağmen bildiklerini ahlâkî bir bütünlüğe ve olgunluğa dönüştürememektedir. Bu nedenle temel problem bilgi mahrumiyeti anlamında bir cehalet değil, edep krizidir. Çağımızda bilgi artmış, bilgiye ulaşma araçları çeşitlenmiş ve söz sınırsız biçimde çoğalmıştır, ancak buna paralel olarak hikmet zayıflamış ve anlam derinlik kaybına uğramıştır. İnsanlık maddi bakımdan ilerlerken iç dünyasında ciddi bir çözülme yaşamaktadır. Bu durum, ekonomik, siyasî ve teknolojik refahın ortasında ortaya çıkan bir edep ve seviye krizini işaret etmektedir.
Edep krizi, bilginin ahlâk istikametinden kopmasıdır ve bu kopuş, saygı kavramında anlam kaymasına yol açmıştır. Saygı, bir ahlâkî üslup olmaktan çıkarılıp statüye dayalı bir ilişki biçimine indirgenmiştir. Oysa saygı, muhatabın makamına göre değişen bir davranış değil, insanın terbiyesinin dışa yansımasıdır. Dilin, öfkenin ve davranış sınırlarının üslupla kontrol ediliş biçimi olan saygı korkudan değil, vakardan doğar. Fakat hayfâ ki zamanede saygı çoğu zaman güç merkezli bir ilişki biçimine dönüşmüş, güçlüye karşı ölçülü ve zayıfa karşı hoyrat dil sanki normalmiş gibi gelmektedir. Bu durum saygının........
