We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Aileyi anlamak

2 0 0
09.07.2021

Toplumsal ilişkilerin çıkar arzuları ve beklentileri etrafında şekillendiği bir zeminde aile kurumunun saf ahlaki, manevi değerler üzerinde yükselmesini beklemek tam anlamıyla irrasyoneldir. Böyle bir dünya elbette yok. Daha açıkçası bir ayağı "olan"ın, diğer ayağı "olması istenen"in üzerinde duran varlıklar olarak aile kurumu da yaşadığımız paradoksal gerçeklikten nasibini alıyor. Frédéric le Play: "Başka hiçbir toplumsal güç, baba otoritesi kadar hiçbir art niyet taşımaksızın kendini yönettiği kişilerin mutluluğuna adamaya eğilimli değildir. Bu içgüdüsel eğilim toplumların gelişimiyle daha da bir incelir, soylulaşır fakat çöküşün ortasında bile varlığını sürdürür".

Aile kurumuna ne kadar nesnel bir yaklaşım içinde olabileceğimizden emin değilim. Nesnel olmak gerekir mi o da ayrı konu, ancak istesek de bunu kolay kolay başaramayacağımızı tahmin etmekteyiz. Yazı icat olmasaydı insanlık ne olurdu sorusuna vereceğimiz cevapların birer spekülasyondan ibaret olacağı ne kadar yadsınamazsa bu da biraz öyle. Fazladan bir yönü daha var: Dini, ahlaki ve toplumsal açılardan içselleştirdiğimiz bir değere veya kuruma dışarıdan bakabilmemiz neredeyse gayr-i kabil bir mahiyet arz ediyor. Değerlerin akıl yürütme biçimlerimiz üzerindeki belirleyici etkisini belki de en somut haliyle aile konusunda görebiliriz. Evrensel bir kurum, bir sosyal yapı olan ailenin bizatihi hedef alınması en azından çağımız koşullarında pek öyle söz konusu olamayacaktır. Engels'in aileyi sömürü ve iktidar ilişkilerini teşekkül ettiren ilk sosyal yapı olarak tespit etmesini burada bir yere koymak gerekir mi, yoksa bir safsatadan ibaret deyip geçmeli miyiz diye sorduğumuzda, gerek bilimsel gerekse siyasal açıdan kıymet-i haiz bulsak bile pratik düşünce ve hayat açısından bunun bir anlamının olmadığı malum. Platon'un, Devlet'inde aileyi ortadan kaldırmaya yönelik getirdiği yaklaşımların Aristo tarafından gerçek dışı bulunması da meseleyi aslında hangi bağlamda, ne yönüyle tartışmamız gerektiğine dair bir fikir verebiliyor. Aile kurumunun muhafazakar ve seküler kesimler arasında bir tartışma alanı olduğu muhakkaktır. Ancak bunu ailenin varlığına ve muhafazasına değil, daha ziyade aile anlayışına ve değerlerine ilişkin bir tartışma olarak görmemiz doğru olur. Aile değerleri etrafındaki eleştiri ve çatışma noktalarının bizzat aile kurumuna yönelik bir saldırı şeklinde yorumlanması esas itibariyle muhafazakar reflekslerin bir yansımasını ortaya koymaktadır.

Medeniyetin temeli

Bütün sosyal, siyasal kurumlar gibi ailenin de kusursuz bir yapı olmadığını pekala söyleyebiliriz. Öyle dahi olsa, bu vakıa, aile kurumunun insanlığın en önemli başarılarından biri olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Ailenin, insanlığın toplum haline gelmesi ve bir medeniyet birikimini gerçekleştirmesindeki kritik rolünü tarihsel gerçeklikler bize sanıyorum yeterince faş ediyor. Yabanıl daha doğru ifadeyle "ilk(s)el" hayat tarzında hala devam eden toplulukların aile hayatını "olması gereken" ilişki biçimleriyle düzenleyememiş olmaları, ailenin sadece cinsel hayatın düzenlenmesine indirgenemeyecek "nitelik" ve "değerler"le tekamül ettiğini ifade etmektedir. Le Play'in söz konusu gelişmeyi "baba otoritesi"nin kurulmasına bağlayarak toplumsal/kamusal aklın aile sayesinde neşvünema ettiğine dikkat çekmesi bu bakımdan son derece açıklayıcı niteliktedir. "Başka hiçbir toplumsal güç, baba otoritesi kadar hiçbir art niyet taşımaksızın kendini yönettiği kişilerin mutluluğuna adamaya eğilimli değildir. Bu içgüdüsel eğilim toplumların gelişimiyle daha da bir incelir, soylulaşır fakat çöküşün ortasında bile varlığını sürdürür" (F. le Play, Heretik y., 2017).

Güven ilişkisi

Aile, gücünü esasen dayandığı bu........

© Açık Görüş


Get it on Google Play