Düğünlerde yozlaştırılan bir gelenek: Takı |
Memleketten 4 bin km uzaklıkta başka bir kültürün içinde kendi renklerimizi kaybetmeden yaşamaya çalışıyoruz. Londra‘da Hristiyanlaşan siyah Afrikalılara bakıyorum; kendi dini seremonilerini kiliseye de taşımışlar; şarkılı ve danslı bir ibadet yolu bulmuşlar. İki kültürün içinde ortak bir yol bulmalı ama “iki cami arasında beynamaz” olmak da var işin içinde. Ben Londra’daki çoğu bizim düğünlerde sıradanlaştırılan yeni adetleri “beynamazlık” olarak niteliyorum.
“Düğün müziği mi? Toplu işkence mi?” başlıklı yazımı 15 Mayıs 2022’de yayınlamıştım. Yazıda, “Salonda müzik adına spikerleri patlatırcasına açılan o gürültüye dayanamadım. Misafirler çok rahatsız oldular hatta İngilizler kalkıp gittiler” deyip şöyle devam etmiştim:
“Müzikle uğraşan insan duyarlı olur. Bu nasıl bir geri zekâlılık? Çaldığın müziği kendin anlaşılmaz kılıyor, dinleyicinin nefretini çekiyorsun. Geçmişte düğünlerde çalan konservatuvar mezunu bir müzisyen arkadaşım bu felaketi, ‘Misafirleri sahnede tutmak ve oynayanlara daha çok para çevrilmesi için uygulanan bir taktiktir. Gerçek müzisyen öyle yapmaz; onlar ‘çalgıcı kovboylar’, diye yorumladı. Öyle ya da böyle, bu gürültüyü yaratan o güruha buradan sesleniyorum: ‘Yaptığınız gerçekten çok ayıp! İnsanların mutlu günlerini katletmeye, misafirleri rahatsız etmeye, bizi başka kültürden insanlara garip ve ilkel göstermeye hakkınız yok!’ Ayrıca sahneden yozluk, çürümüşlük akıyor. Düğün sahibi ve misafirlerinin kültürüne uygun neşeli bir repertuar hazırlamak yerine, utanmadan düğünü cenaze evine çeviriyorsunuz! ‘Erik dalı’nı 4 kez çalmanın dışında ağlak, yaslı, kederli, kaderci ve ağdalı arabesk ile siyasi mesajlı parçaları bangır bangır niye dayatıyorsunuz?”
Dönemin Enfield Belediye Başkanı Sabri Özaydın, bir görüşmemizde köşemi okuduğunu belirtip düğün salonu sahiplerinin çok ciddi cezalarla karşı karşıya kalabileceklerini, bir an önce salonlarında gürültü yerine nezih müzik dinlenmesini sağlamaları gerektiğini söylemişti. O günden bugüne tık yok. Ya kardeşim, Londra’daki başka kültürden ya da Türkiye’deki düğünlere gidiyorum, yok böyle bir eza cefa! Ayrıca çocuk koşturmacası, masaüstündeki tuhaf plastik çiçekler… Bir de salonun kapasitesi üstünde dağıtılan davetiyeler nedeniyle geri dönen misafirler olayı var ki bu ilkelliği yapan düğün sahiplerine “yazıklar olsun!” diyorum. Utanmadan düğün sonrasında özür mesajı gönderenlere de rastladım. Güler misin, ağlar mısın? “Takı zarfını bırak, toz ol!” taktiğini izliyor, sonra da ruhsuz bir “sorry” gönderiyor. Rezillik! Utanmazlık!
Ayrıca dev salonlarda yapılan düğünlerde takı ve para takma seremonisi var ki tam da zurnanın zırt dediği yer! Ben bu hoş geleneğin çiftlerle dayanışmadan ziyade yozlaşarak eşi dostu yolma yöntemine dönüştüğünü düşünüyorum. Düğün sahibinin çok yakından tanınmasa da zenginlere davetiye götürmesi, takı takılırken “halasından iki bilezik” gibi anonsla müşteri kızıştırması, göstermelik ödünç takı takılması bu iddiama kanıttır, sayın yargıç. :-) Ha, bir de elimizde delil olsun deyü takı töreninin videoya alınması var. Sanırım bizim toplumda kuyumcu enflasyonunun bir nedeni de bu olsa gerek.
Zaten böyle bir yoz takı döngüsünün içine girildiğinde çıkmak da çok zor olmalı. “Yetti gari para pul yetiremiyoruz!” deyip havlu atarsanız, şimdiye kadar taktıklarınız boşa gidecek ve sizin çocuklarınızın düğününe de kimse gelmeyecek. Garip bir durum. Saadet zincirine dönüşen bu düğünlerde bu zinciri kıran, yani kendisine takı takıldığı halde, günü geldiğinde aynı takıyı takmayana karşı tepkiler de fısıltı gazetesinin manşetlerinde. Bu nedenle durduk yere bazı ailelerin aforozuna da uğrayabilirsiniz. Ne desem ki? “Ayıp” desem yetmez, “tuhaf” desem eksik kalır, “cahillik” desem bana düşmez. “Görgüsüzlük” desem? Hadi biraz uyar gibi… Öte yandan ekonomi de değişti. Birkaç yıl öncesinde bir işçinin bir haftalık ücreti karşılığı olan altın için günümüzde üç hafta çalışacaksın. Eee n’olcak şimdi?
Geçenlerde İngiliz bir arkadaşımın oğlu evlendi. Düğün davetiyesine kaç kişi katılacağımızı yazdık. Çiftler, web sitelerinden de kendilerine gerekli eşya ve balayı harcamalarını tek tek yazmışlar. Örneğin, bulaşık makinesini altı hisseye, uçak biletlerini dört hisseye, balayındaki restoran yemeğini de iki hisseye bölmüşler. Hediye almak isteyenler siteye tıklayarak istediği kadar hediye hisse alabiliyor, üstelik kimin ne hediye aldığını da sadece çiftler görebiliyor. Listede para, altın ya da gümüş falan yoktu. Dayanışma dediğin böyle olur! Ne güzel?
Düğün salonu kiralama işindeki bir arkadaşım da bu takı işinin bizim toplumda artık zıvanadan çıktığını belirtip, kısır döngüye dönüştürülen garip bir yatırım aracına dönüştürüldüğünü söyledi. Aynı şeyleri düşünmüşüz. Sorum üzerine de, 1000 misafirin ağırlandığı salonların her şey dahil maliyetinin ortalama 35 bin sterlin olduğunu tahmin etti. O t u z b e ş b i n ! Sözünü ettiğim 1000 kişilik salona 500 aile katıldığını düşünürsek, aile adına 100 sterlin ya da o değerde altın takılsa 50 bin sterlin ediyor. Yani düğün ekonomisine göre gelin ve damat 15 bin sterlin kazanmak için çevresini düğün salonuna soyduruyorlar. Bir elma için ağacı kestirmek gibi bir şey yani…
Takı geleneği kadim Anadolu’nun en güzel dayanışma örneklerinden biridir. Londra’da yozlaştırılan bu garip saadet zincirinden, sanırım gençlerin “saçma” demesiyle kurtulacağız. Neyse, bizden yazması.
Son söz olarak, 1000 misafirli düğünlerde beni çok üzen bir şey daha var. Bu ülkede yarım asırdır yaşayan düğün sahiplerinin misafirleri arasında başka kültürlerden katılan misafir sayısının bir elin parmaklarını geçmemesi. Sizce de üzücü değil mi? Sosyaloglar bu işe el atsa da, şu içe kapanık garip halimizin fotoğrafını çekseler bari.
Bu yazıya emoji ile tepki ver