MAHLUKAT
İktidarlar, krallar, hükümdarlar yaşadıkları çağa hükmedebilirler. Ozanlar, dervişler, sanatçı ve filozofların sözleri, fikirleri çağı aşar, asırlar boyunca yaşar.
Yunus Emre, Mevlana, Dadaloğlu, Karacaoğlan, Nasreddin Hoca çağındaki hükümdarların adları, icraatları hatırlanırsa tarih kitaplarında hatırlanır. Gücün bıraktığı iz taşta kalır, taşrada kalır. Sözün bıraktığı iz zihinlerden silinmez, cihana mal olur.
Edebiyat, edep sözcüğünden türemedir. Ebediyet ile edebiyat, yani ezelle edep eşdeğerdir. Zaar bu tahayyülle çareyi, devayı edepte ve edebiyatta ararız. Arıyoruz.
Cahit Külebi (1917-1997), Kuşun Hikayesi şiirinde insanlığı anlatır. İlkin Ataol Behramoğlu’nun Büyük Türk Şiiri Antolojisi’nde okumuş, travma yaşamıştım.
“evin önünde hark vardı / harkın önünde alçacık köprü / köprünün üstündeki çocuklar / hayalet gibi bir kuş gördü.
eğilip baktık tahtalar arasından / uzaklardan gelme bir garip kuş / kuzgun gibi, balıkcıl gibi birşey / köprünün altına yorgun düşmüş.
kutupların, denizlerin, romanların / sihrini taşıyordu / biz ona bakıyorduk o bize / korkusuyla karanlık ormanların.
kimimiz deynekle dürte dürte… / kimimiz de kaynar su döktük / işedik bir güzelce üstüne / garip kuşu öldürdük.
yaralı bir gemi gibi yüze yüze / köprünün dışına çıktı / vura vura eğlendik / attık birbirimize.
uzaklardan gelme garip kuş / mürekkep rengi gözlerinle / artık dünyamızı göremezsin! / bağrışmamız gitmez kulaklarına / yaprakların arasında güneşe karşı / çiftleşemezsin / dişiysen yumurtlayamazsın da!
böyle deyip kuşun dört yanında / akşama kadar hora teptik / insan olduğumuzu iyice / garip kuşa öğrettik.”
Sıkıntı mütehassısı yönetmenimiz Nuri Bilge Ceylan’ın 1997 yapımı Kasaba filmini izlediğimde önüme koyulan tabloyu yıllardır hazmetmeye çalışıyorum. Filmde 8 ve 10 yaşlarındaki iki çocuk mezarlık yanında gördükleri bir kaplumbağayı ters çevirip, yani ölüme terk edip, çekip giderler. Biraz uzaklaşınca kız çocuğu döner geri bakar ve kaplumbağa sırt üstü çırpınmaktadır. Kaplumbağanın akıbeti filmin sonunda da açıklanmaz.
Çocuk yaramazlığı, merak giderme güdüsü, başka bir canlının acısına kayıtsız kalabilme, masumiyet ile zalimlik arasındaki ince çizgi filmde sorgulanır. İnsanın karanlık tarafının yetişkinlikte sonradan edinilen bir şey olmayabileceği ima edilir.
Doğası gereği insanın bencil ve vahşi olabileceğini en iyi anlatan filmlerin biri “Sineklerin Tanrısı”dır. Film, Nobel ödüllü İngiliz yazar William Golding’in 1954’te yazdığı Lord of the Flies romanından uyarlamadır. Düşen bir uçaktan sağ kurtulup ıssız bir adada yalnız kalan çocuklar üzerinden; toplumsal kurallar ortadan kalktığında insanın içindeki ilkel kötülüğün nasıl hızla yüzeye çıkabileceğinin emsalleri resmedilir.
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye Destanı’na (1940) aşağıdaki insanlık hallerini eklemeyi ihmal etmez.
“Onlar ki uyup hainin iğvâsına / sancaklarını elden yere düşürürler / ve düşmanı meydanda koyup / kaçarlar evlerine.”
Sonra da 1947’de “Dünyanın En Tuhaf........
