Okullarda şiddet ve devletin dönüşümü: Türkiye’de otoriter neoliberalizmin toplumsal yansımaları
Mehmet Taş / Londra – Türkiye’de son dönemde okullarda yaşanan silahlı saldırılar, yüzeyde bireysel şiddet vakaları olarak görünse de, daha derin yapısal dinamiklerin ürünü olarak ele alınmalıdır. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta gerçekleşen saldırılar ile Gülistan Doku vakasının yeniden gündeme gelmesi, şiddetin yalnızca bireysel sapmalarla açıklanamayacağını; aksine devlet, ideoloji ve toplumsal yeniden üretim süreçleriyle iç içe geçtiğini göstermektedir.
Bu makale, söz konusu olayları yapısal şiddet, devletin dönüşümü ve otoriter neoliberalizm bağlamında analiz etmeyi amaçlamaktadır.
Bireysel Şiddetten Yapısal Şiddete
Ana akım yaklaşımlar, okul saldırılarını çoğunlukla bireysel psikolojiye indirger. Ancak bu yaklaşım, şiddetin toplumsal üretim koşullarını görünmez kılar. Johan Galtung’un ortaya koyduğu yapısal şiddet kavramı, eşitsizlik ve kurumsal düzenlemelerin bireyler üzerindeki yıkıcı etkilerini analiz etmek açısından kritik önemdedir.1
Türkiye bağlamında şiddet, yalnızca bireysel eylemlerde değil; devlet pratiklerinde, eğitim sisteminde ve gündelik yaşamın örgütlenişinde yeniden üretilmektedir. Bu durum, şiddetin istisnai değil, sistemik bir özellik haline geldiğini göstermektedir.
Devlet, İktidar ve Şiddetin Normalleşmesi
Michel Foucault’nun iktidar analizleri, modern toplumlarda şiddetin yalnızca baskı yoluyla değil, aynı zamanda disiplin ve normalleştirme mekanizmaları aracılığıyla işlediğini ortaya koyar. 2 Türkiye’de güvenlikçi devlet pratiği, toplumu sürekli bir tehdit algısı içinde tutarak bu tür bir disiplin rejimi üretmektedir.
Kahramanmaraş’taki saldırıda failin güvenlik aygıtı içinde yetişmiş olması, şiddetin kurumsal ve kültürel aktarımına işaret eder. Bu, şiddetin normalleşmesi sürecinin tipik bir örneğidir. Şiddet, yalnızca bastırılan bir olgu değil; aynı zamanda yeniden üretilen ve içselleştirilen bir toplumsal pratiktir.
Hegemonya, İdeoloji ve Eğitim
Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramı, devletin yalnızca zor aygıtlarıyla değil, aynı zamanda ideolojik araçlarla toplumsal rıza ürettiğini vurgular.3 Eğitim sistemi bu bağlamda merkezi bir rol oynar.
Türkiye’de eğitim sistemi, eleştirel düşünceyi teşvik eden bir yapıdan ziyade, itaat ve rekabeti önceleyen bir mekanizma olarak işlemektedir. Bu durum, genç kuşakların yabancılaşma ve şiddetle ilişkili deneyimlerini derinleştirmektedir. Okullarda ortaya çıkan şiddet, bu ideolojik yeniden üretim sürecinin bir sonucu olarak okunmalıdır.
Otoriter Neoliberal Devlet ve Cezasızlık Rejimi
Nicos Poulantzas, devleti sınıf ilişkilerinin yoğunlaştığı bir toplumsal ilişki olarak tanımlar.4 Türkiye’de son yıllarda gözlemlenen devlet formu, neoliberal ekonomi politikaları ile otoriter yönetim tekniklerinin birleştiği bir yapı sergilemektedir.
Bu yapı içinde cezasızlık kültürü belirleyici bir rol oynamaktadır. Gülistan Doku vakasında görülen delil karartma ve fail koruma pratikleri, hukukun siyasal iktidar tarafından araçsallaştırıldığını göstermektedir. Bu durum, hukukun evrensel normlardan koparak güç ilişkilerine tabi hale geldiğini ortaya koyar.
Toplumsal Yeniden Üretim ve Krizin Derinleşmesi
Okullarda yaşanan şiddet, yalnızca güvenlik açığı olarak değil, toplumsal yeniden üretim süreçlerinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Eğitim, medya ve aile gibi kurumlar, mevcut toplumsal ilişkileri yeniden üretirken aynı zamanda şiddeti de yeniden üretmektedir.
Neoliberal politikalarla derinleşen eşitsizlik, güvencesizlik ve dışlanma, özellikle genç nüfus üzerinde yoğun bir baskı yaratmaktadır. Bu koşullar altında şiddet, hem bir tepki hem de sistemin yeniden üretim biçimi haline gelmektedir.
Türkiye’de okullarda yaşanan silahlı saldırılar, münferit olaylar değil; otoriter neoliberal devlet formunun ve derinleşen toplumsal krizin bir yansımasıdır. Bu nedenle çözüm, yalnızca güvenlik önlemlerinin artırılmasında değil; devletin demokratikleşmesi, hukukun yeniden tesis edilmesi ve eğitim sisteminin dönüşümünde aranmalıdır.
Şiddetin ortadan kaldırılması, ancak onu üreten yapısal koşulların dönüştürülmesiyle mümkündür. Aksi halde, bu tür olaylar sistemin kaçınılmaz sonuçları olarak yeniden ortaya çıkmaya devam edecektir.
Bu yazıya emoji ile tepki ver
