Halep’te direniş, etnik temizlik ve Suriye krizinden çıkış yolları |
MEHMET TAŞ / LONDRA – Halep’in kadim Kürt mahalleleri Şêxmeqsûd (Şeyh Maksud) ve Eşrefiyê, uzun yıllardır yalnızca birer yerleşim alanı değil; Suriye’de Kürt varlığının, birlikte yaşamın ve demokratik gelecek arayışının sembolleridir. Yoğun iç göçle birlikte nüfusları 200 bine yaklaşan bu mahallelerde, henüz Rojava adıyla bilinen bir bölgesel yapı oluşmadan önce YPG denetim sağlamıştı.
2012’de muhalif güçler Halep’i Esad rejiminin kontrolünden çıkarırken, Kürt mahalleleri de fiilen kendi kendini yöneten bir statü kazandı.
Geçici Anlaşmalar, Kalıcı Çatışmalar
Esad rejiminin 2024 sonunda devrilmesinin ardından, mahallelerin statüsü geçici Şam yönetimi ile SDG’ye bağlı yerel meclisler arasında 1 Nisan 2025’te imzalanan anlaşmayla belirlendi. Buna göre SDG’ye bağlı askeri güçler çekilecek, ancak yerel sivil yönetimler varlığını sürdürecekti.
Ne var ki 10 Mart Mutabakatı hayata geçirilmediği sürece, Halep’te iki silahlı gücün fiilen bulunması gerilimi düşürmedi. Nitekim her SDG–Şam görüşmesi sonrasında kentte çatışmalar patlak verdi. Şam’da sonuçsuz kalan müzakerelerin hemen ardından, Paris’te ABD arabuluculuğunda İsrail–Suriye görüşmeleri yapılırken Halep’te yeniden silahlar konuştu.
Bu süreçte mahalleler ağır bir abluka altına alındı; yaklaşık 170 bin Kürt ve Arap sivil Afrin, Azez ve Halep’in farklı bölgelerine göç etmek zorunda bırakıldı.
Katliam ve Etnik Temizlik Politikası
Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’ye giren, Şara liderliğindeki geçici Şam yönetimine bağlı, büyük ölçüde yabancı paralı unsurlardan oluşan güçler açık bir katliam gerçekleştirdi. Bu saldırılar sırasında Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in yoğun diplomatik girişimleri sonuçsuz kaldı. Ardından geçici Şam yönetimi, bizzat kendi güçlerinin yarattığı bu vahşeti gerekçe göstererek 10 Mart anlaşmasını uygulamaktan kaçınmaya başladı.
Şam’ı ele geçiren HTŞ, kendisi gibi........