menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

8 Mart, Feminist Kimlik, Savaş ve Barış

19 0
08.03.2026

8 Mart, Feminist Kimlik, Savaş ve Barış Feminist kimliğin tarihsel ve toplumsal temeli

Feminizm üzerine yapılan değerlendirmelerde sadece kadınların toplumsal eşitsizliğine karşı kimlik ve mücadele çağrıları yapılmıyor, aynı zamanda çağımızın büyük siyasal çatışmaları içinde geniş yer tutan feminizmin önemli bir teorik çerçevesi genişletilerek derinleştiriliyor.  Özellikle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü bağlamında bu çerçeve tartışmaların odağında yerini alıyor.

Antonio Antón “Feminist Kimlik” başlıklı makalesinde kimliğin biyolojik ya da kültürel determinizmlerden değil, toplumsal pratikten ve ilişkisel deneyimlerden doğduğunu belirtiyor. “Bu konu, toplumsal öznenin oluşumu, onun kısmi kimliklerinin birleşimi ve kesişimselliği ile yurttaşlık gibi sosyo-politik nitelikler ve insan olarak evrenselci kimlik ile” bağlantılıdır diyerek bu yaklaşımı ile kimlik tartışmalarına sosyo-tarihsel bir boyut kazandırıyor. Kadınların karşılaştığı eşitsizliğe ve ayrımcılığa karşı geliştirdikleri dayanışma ve kolektif deneyim feminist öznenin oluşumunu sağlar.

Bu yaklaşım, feminizmi yalnızca kültürel bir kimlik politikası olarak değil, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin toplumsal bir hareketi olarak tanımlar. Bu nedenle feminist kimlik, sınıf, ırk, ulusal kimlik ve diğer ezilme biçimleriyle kesişen daha geniş bir özgürleşme dinamiğinin parçasıdır.

8 Mart’ın tarihsel anlamı da tam olarak bu noktada ortaya çıkar. Kadın haklarının kamuoyu ile paylaşıldığı gün olmanın yanında ayrıca kadın emeği, eşitlik ve demokrasi mücadelesinin tarihsel simgesidir.

Savaşın ve yükselen faşizmin kadınlar üzerindeki etkisi

Bugünün dünyasında bu mücadele yeni bir bağlamla karşı karşıyadır: aşırı sağ, yeniden yükselen militarizm ve savaş politikaları. Şiddetin artması, ataerkilleşmenin yükselişi, demokratik hakların gerilemesi savaş koşullarının sonuçlarıdır. Kısaca açıklamak gerekirse: 

-Şiddetin ve güvencesizliğin artması Savaş koşullarında cinsel şiddet, zorla göç, yoksulluk ve bakım yükü artar.

-Toplumsal rollerin yeniden ataerkilleşmesi Militarist ideolojiler çoğu zaman erkek egemenliği, milliyetçilik ve otoriterlik ile birlikte güçlenir.

-Demokratik hakların gerilemesi Savaş ortamları genellikle özgürlüklerin kısıtlanmasına ve otoriter yönetimlerin güçlenmesine yol açar.

Bu nedenle feminist hareket tarih boyunca güçlü bir barış geleneği de üretmiştir. Clara Zetkin’den Rosa Luxemburg’a, Vietnam savaşına karşı kadın hareketlerinden Latin Amerika’daki “Anneler” ve Türkiye’deki ilerici kadın hareketlerine kadar feminist mücadele çoğu zaman savaş karşıtı mücadele ile iç içe ilerlemiştir.

Feminist kimlik ve barış siyaseti

Antón makalesinde, feminist kimliğin kadınların statüsünü değiştirmekle sınırlı olmadığını, toplumsal ilişkilerin dönüştürülmesini hedeflediğini vurgular. “Aynı durum sınıf kimliği, ulusal kimlik ya da anti-ırkçı ve sömürgecilik karşıtı kimlikler gibi diğer ezilen kesim kimlikleri için de geçerlidir.” Bu bakış açısı barış perspektifini de içerir.

Çünkü savaş: Hiyerarşik, militarist ve otoriter toplumsal ilişkileri güçlendirir, erkekliğin maço kültürünü besler, sosyal kaynakları askeri harcamalara yönlendirerek eşitsizlikleri derinleştirir.

Dolayısıyla feminist hareket, sosyalist eşitlik ve Kürt halkına özgürlük hedefini barışçı bir düzen perspektifiyle bağlantılandırarak vizyonunu tüm toplumu kapsayacak şekilde konumlandırır.

Bu nedenle feminist kimliğin güçlenmesi işçi sınıfı ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi,  demokratik ve barışçı bir dünya düzeninin kurulması açısından da önemlidir.

8 Mart’ın bugünkü anlamı

Günümüzde aşırı sağın yükselişi, militarizmin güçlenmesi ve kadın haklarına yönelik saldırılar otoriter-faşist gerici dalganın birer parçalarıdır. Bu koşullarda 8 Mart şu üç temel talebin yeniden dile getirildiği bir mücadele günü olabilmeli: eşitlik, demokrasi, barış.

Feminist hareket bu talepleri toplumsal adalet, sosyal haklar ve demokratik özgürlükler mücadelesiyle birleştirdiğinde daha güçlü bir toplumsal özne haline gelir.

Antón’un temel düşüncesinde, feminist kimliğin dar bir kimlik politikasıyla sınırlı olmadığını belirtir. Bu kavrayıştan hareketle Feminist kimliğin, toplumsal pratikler içinde oluşan, eşitlik ve özgürlük hedefleri etrafında gelişen demokratik ve dönüştürücü bir kolektif öznedir diyebiliriz.

8 Mart bu öznenin tarihsel ifadesidir. Aşırı sağın güçlendiği ve savaşların arttığı günümüzde   kadın mücadelesinin anlamı yalnızca kadınların eşitliği için değil, aynı zamanda savaşın, otoriterliğin ve eşitsizliğin karşısında barışçı ve demokratik bir toplumsal düzen kurma mücadelesidir.

Bu yazıya emoji ile tepki ver


© Açık Gazete