Aborijinler ve astronomi: ‘Bizim haritaya ihtiyacımız yok’ |
Antik Yunan ve Mısır’dan önce, gökyüzünü Avustralya Aborijinleri inceledi ve sözlü olarak bugüne ulaştırdı.
Victoria Eyaletinin Güney Batısındaki Gunditjamara Kabilesi’nde kuşaklar boyu anlatılan Budj Bim ruhu, yanarak parçalanan kayalardan bahseder. Hikayeyi dinleyen, volkanik bir patlamadan bahsettiğini hemen anlar. Bölgedeki 178 metre yükseklikteki Budj Bim adlı tepenin, 37 – 39 bin yıl önce patladığı tesbit edilen bir volkan olduğunu bilenler, hikayenin ne kadar eski bir hikaye olduğunu anlar.
İkinci örnek daha yeni, 400 yıl önceye dayanıyor:
Aborijinler binlerce yıl Endonezyalılarla ticaret yaptı. Bu ticaret Hollanda, Endonezya’yı sömürgeleştirene kadar sorunsuz devam etti. Sömürge haline gelince Endonezyalıların ahlakı değişti. Tüccarlar, Aborijin kadın ve kızları kaçırmaya başladı.
Bunlardan 1600’lerde meydana gelen küçük bir kızın kaçırılması hikayesi, kuşaktan kuşağa bugüne geldi. Yazar Leonie Norrington, Aborijin yaşlılardan dinlediği küçük kızın kaçırılması ve büyükannesinin kızı korumaya çalışması hikayesini ‘A Piece of Red Cloth’ başlığıyla 2025 yılı Şubat ayında roman olarak yayınladı.
Gökyüzü de, binlerce yıldır Aborijin hikayelerinin merkezinde yer aldı.
Aborijin Astrofizikçi Dr Kirsten Banks, Samanyolu Galaksisi’nde belli bir sınıfa mensup yıldızları inceliyor. İncelemeyi, çanak radyo antenlerin topladığı verilere bakarak yapıyor. Bu verileri sınıflıyor, modelliyor, kalıplara ayırıyor. Banks, bu yılın başlarında katıldığı bir Aborijin radyo programında, yaptığı veri değerlendirme işini, “Tıpkı atalarımızın yaptığını yapıyorum. Onlar da yıldızlara bakarak davranışlarını sınıflandırır, kalıplara ayırır, yorumlardı,” diye anlattı.
Yıldızların Aborijin kültüründeki yeri büyük. Aborijin yaşlı Aunty Joanne’nin ‘Yukarda ne varsa, aşağıda da o vardır,’ ifadesi, yıldızlardan geldiklerine, oraya geri döneceklerine inanışı gösterir.
Aborijinilere göre her şey birbiriyle ilişkilidir. Her şey birbiriyle birlikte var olur. Yıldızlardan öğrendiklerinin izlerini, yeryüzünde hayvanlarda, bitkilerde, mevsimlerde ve kendilerinde ararlar. Çünkü, ‘yerdeki her şey, gökyüzünde de vardır’.
Söz gelimi, Torres Boğazı Adalıları, Samanyolu Galaksisi ile köpek balığına aynı ismi vermiştir: Kaygasiw Usul. Kuzeyde Samanyolu (Wanagi Thachanka), yıldızlardan oluşan bir nehirdir. Kuzey Bölgesi’nde Yolnu halkı, Samanyolu’nu ‘Gökyüzü Nehri’ anlamına gelen Milnguya adıyla anar. Nasıl aşağıda nehrin kenarında balık avlıyorlarsa, ataları da yukarıda, Yıldız Nehrinde avlanır. Gökyüzü Nehri kıyısında balık tutan iki kardeş, Nuruguya-mirri ve Napiranbiru’yu temsil eden iki yıldız, Yunan mitolojisindeki Shaula ve Lesath’ı temsil eden Lambda Scorpii ve Upsilon Scorpii yıldızlarıdır. İki kardeşi temsil eden karanlık nebulalar Samanyolu’nun Dünya’dan görünen merkezinde yer alır ve Aborijin resimlerinde yerleri doğru olarak gösterilmiştir.
Belli bir törenin veya kutlamanın ne zaman yapılacağı, yıldızlara bakarak kararlaştırılır. Yıldızlar, yeryüzünün yol haritasını, evrensel takvimini belirler.
Yıldızların şair ve bestekârlara ilham verdiği kuşkusuz. Ama yıldızlar Avustralya yerlilerine bilgi de sağladı. Aborijin yaşlılar, yıldızları ‘görmek’ ile ‘okumak’ arasında fark olduğuna dikkat çeker.
Yıldızların göz kırpması, atmosferik bir olaydır. Yanıp sönme atmosferin sıcaklığı, nem oranı, rüzgar ve türbülanslar, toz, buz gibi unsurlardan kaynaklanır. Bu unsurlar yıldızların rengini, yanıp sönmenin parlaklığını veya zayıflığını belirler. Aborijinler, yağmurun, fırtınanın rüzgarın başlayıp başlamayacağına, havanın ısınacağı veya soğuyacağına, hatta hayvanların nasıl davranacağına, yanıp sönen yıldızlara bakarak karar verir.
Ama, hangi yıldıza bakacağınızı da bilmeniz gerekir. Örneğin, alçakta, ufukğa yakın yıldızlara bakmak yanıltır. Tam tepedekilere bakmak gerekir.
Kuzeyde, yaz sonuna doğru, havanın açık ve bulutsuz olduğu, yıldızların renklerini tam olarak sergilerdiği dönemde, yıldızlar yanıp sönmeye başlarsa rüzgar geliyor demektir. Balığa çıkmak için ideal zamandır.
Kuzey-batıda, tam tepedeki yıldızlar, diğerlerine göre daha hızlı yanıp sönerse, fırtınanın yaklaştığına işaret eder.
Mer Adası, modern astronomiciler için geleneksel astronominin ‘Kabe’lerinden biridir. Bu adada gece gökyüzü, ışık kirliliği nedeniyle artık kentlere yakın yerlerde teleskopla gözlem yapamayan, bilgisayar ekranına bakmaktan usanmış astronomlar için cennet gibidir.
Mer Adası’nın asıl özelliği ise, ada yerlilerinin sahip olduğu astronomi bilgisidir. Bu adada yaşayan yerli aileler, gece sahilde yatıp, gökyüzündeki yıldızlara bakarak birbirine yıldız hikayeleri anlatır. Merliler buna purut adını verir.
Astrofizikçi Duane Hamacher, 2018 yılında teleskobuyla adadaki okul çocuklarına gözlem yaptırmak için Mer’e gitti. Teleskopla gökyüzüne bakmak için her gece bir sınıfı sahile götürdü. Çocukların aileleri de geldi, özellikle de yaşlılar. Çocuklar kadar yaşlılar da heyecanlıydı. Avuçlarının içi gibi bildikleri gökkubbe, teleskop aracılığıyla burunlarının dibine gelmişti.
Beşinci sınıfla gözlem yaparken çocuklardan biri, Satürn’e ve halkalarına odaklanmış teleskoptan başını kaldırıp büyükannesine seslendi ve çekiştirerek heyecanla onu teleskobun başına getirdi. 60 yaşın üzerindeki büyükanne, ilk kez hikayelerini dinleyip anlattığı bu gezegeni yakından gördü.
Çocuk, Hamacher’e batıda başka bir yıldız gösterdi. ‘bak, şu sizin Venüs dediğiniz Akşam Yıldızı, Iluel. Biz ona sabahları Gerger Neseur deriz.’
Yaşlılar Hamacher’e, Iluer ve Gerger Neseur’un aynı yıldız olduğunu, aynı gün asla hem sabah hem akşam görülemeyeceğini anlattılar. Mer’de sadece yaşlılar değil, çocuklar da, yıldızları iyi biliyordu.
Samanyolu’nda halı gibi yayılan yıldız denizi içinde, karanlık öbeklerden biri olan, Southern Cross ve Sagittarius arasındaki Dark Emu; gökyüzünde Aborijinler için en önemli göksel ögelerden biridir.
Deve kuşuna benzeyen, Avustralya’ya özgü Emu adlı uçamayan kuşun siluetini andırdığı için bu adı almış.
Dünya, Güneş etrafında ilerledikçe, gökyüzündeki Emu’nun pozisyonu değişir. Emu, pozisyonuyla yeryüzündekilere mevsimin de değiştiğini haber verir. Örneğin, Emu artık sırt üstü yatmayı bırakıp kalkmış ve bir su birikintisinin içindeyse, yağmur mevsimi başlamıştır.
Aborijinler, Emu’nun konumuna bakarak, yeryüzündeki Emu’nun kuluçkaya yatma, yumurtlama, eşleşme zamanını belirler. Gökyüzündeki Emunun aldığı belirli pozisyon, Emu yumurtası toplama zamanının geldiğine işaret eder. Emu yumurtası, Avustralya yerlilerinin en besleyici temel gıdasıdır.
Emu’nun bütün bir yıla yayılan davranışları, gece gökyüzünde izlenir.
Emu civcivlerinin yumurtadan çıktığı dönem (Ağustos – Eylül), Aborijin kabilelerinde gece gökyüzündeki Emu için törenlerin düzenlendiği zamandır. Bu tören alanlarında düzen, güney – batı doğrultusunda uzanan Samanyolu’na parallel bir düzendir.
Aborijin bayrağının ortasındaki güneş, Aborijin kültürünün merkezi bir unsurudur. Güneşin doğuşu, batışı, izlediği yörünge, Aborijin hayatında önemli bir etkiye sahiptir. Güneşin yıl boyunca aldığı pozisyon, mevsimsel değişimler, hayvanlar ve bitkilerin davranışlarını belirler. Torres Boğazı Adalarından biri olan Mua’da yaşayan yerliler, güneşin batttığı noktaya göre mevsimin değişeceğine, avlanma mevsiminin başladığına karar verir. Adalılar, güneşin her gün biraz daha kuzeyden battığını bilir. Tuin Adası’ndaki küçük tepenin arkasında battığında (Haziran sonu), güneş en kuzey noktadadır. Bundan sonra güneş batarken güneye yönelecektir. Güneş, gün batımında güneye yönelir ve Tuin ve Matu Adalarının ortasına ulaştığında, adalılar soğuk rüzgarların ve kuru Sager mevsiminin başlayacağını anlar (Eylül – Ekim). Güneş, Maitik Adası’nın kuzey ucundaki büyük tepenin ardında battığında, gece ve gündüzün eşit uzunlukta olduğunu anlarlar. Gün batımı güneye doğru ilerlemeye devam eder. Matu Adası üzerinde battığında Soewlal mevsimi gelmiş demektir (Ekim ortası) ve deniz kaplumbağalarının çiftleşme döneminin başladığını da gösterir. Çiftleşme dönemi, güneşin Matu ile Kulbai Kulbai adalarının ortasında batmaya başladığı zamana kadar (Kasım sonu) devam eder. Gün batımı Kulbai Kubai üzerine ulaştığında kuru sezon bitmiş, yağışlı Muson (Kuki) sezonu başlamıştır. Güneşin, Zurath Adası üzerinde battığı nokta, artık güneyde ulaştığı son noktadır. Güneş, bundan sonra tekrar kuzeye yönelecektir.
Mart’ta, yağış getiren güney doğu rüzgarları başlar. Güneşin Tuin ve Ngul Adaları’nın güney ucunda battığı zaman (Nisan ortası) – ki aynı zamanda gökyüzünde Ağız Yıldızı’nın belirmesi de aynı zamana denk gelir, yılın en önemli zamanıdır. Bu dönem Kek diye adlandırılır. Kek, Ağız Yıldızı’nın (Nisan Yıldızı olarak da bilinir) belirmesiyle başlar. Yağışlı mevsim bitkilerin köklerini güçlendirmiş ve tatlı patates hasat vakti gelmiştir. Törenlerle başlayan Kek, yerli dilde ‘Patates Yıldızı’ anlamına gelir.
Gün batımı yavaşlayarak kuzeye doğru hareketini sürdürür ve Haziran sonunda en kuzey noktaya ulaşır.
YARATICI ATALARIN GÖZLERİ
Bazen, gezegenler birbirine çok yaklaşmış gibi görünür. Örneğin, en son 1623 yılında birbirine çok yaklaşmış gibi görünen Jüpiter ve Venüs, 2020 yılında yine bir araya gelmişti. Bu iki parlak gezegen bir araya geldiğinde, gök yüzünde bir çift gözü andırır. Aynı durum Mars ve Venüs için de geçerlidir. Yeni Güney Galler (NSW) Eyaleti’nin kuzeyinde yaşayan Euahlayi Halkı, Mars ve Venüs’ü yaratıcı ataları Buwadjarr’ın gözleri kabul eder ve bu iki gezegen birbirine yaklaştığında törenler düzenler. Mars kırmızı, Venüs mavi ve yeşil renktedir.
Queensland Eyaleti’nin batısında Quilpie’de düzenlenen törene Euahlayi halkı Venüs’ü temsilen yeşil ve mavi opal taşı, yerel Maranjangi halkı ise, Mars’ı temsilen kırmızı bir taş getirir. Euahlayi halkı tören yerine gökyüzündeki kılavuz yıldızları takip ederek ulaşır.
Ay ve gezegenler gökyüzünde dans da eder. Her dans belli hareketleri kapsar ve sonra tekrarlanır.
Biraz önce Mer Adası’ndaki çocuğun gösterdiği Venüs’ü her gün dikkatle izlerseniz, bu gezegenin dansındaki tekrar eden hareketleri görebilirsiniz:
Venüs, Sabah Yıldızı olarak önce 263 gün görünür. Ardından ufukta 50 gün kaybolur ve yine 263 gün Akşam Yıldızı olarak yeniden ortaya çıkar. Sekiz gün kaybolur ve Sabah Yıldızı olarak tekrar geri döner. Söz konusu döngü, 584 günü kapsar.
ABORİJİN ASTRONOMLAR KİMSENİN GÖREMEDİĞİNİ GÖRDÜ
Bazı yıldızların parlaklığının zaman içinde değiştiği batı astronomisinde ilk olarak 1596 yılında dile getirildi. 1800’lere gelindiğinde bu kesinleşti. Bazı yıldızların parlaklığı düzenli, bazılarınınki düzensiz olarak değişiyordu. Parlaklığın artıp azalması Aborijin mitolojinde zaten anlatılan bir olguydu ve başka antik kültürlerin dikkat ettiği bir olgu olmadı.
Orion Takımyıldızı’ndaki, parlaklığının yükselip alçaldığı 1836’da tesbit edilen Betelgeuse ve Aldebaran Yıldızı’nın Aborijin hikayelerindeki yeri, Aborijinlerin bu tesbit edilmesi güç olan ayrıntıyı yakaladıklarını kanıtlar.
Great Victoria Çölü’ndeki Aborijinlerin Nyeeruna Efsanesi, güzelliklerinden dolayı başlarına kötü bir şey gelmesin diye babaları tarafından gökyüzüne kaçırılan üç kız kardeşin (Yedi Kızkardeşler Takımyıldızı) peşine düşen, yakalamayı başaramadığı için kızgınlığı artan Nyeeruna adlı avcının öyküsünü anlatır. Nyeeruna sağ elindeki sihirli ateş (Betelgeuse Yıldızı) taşıyan sopayla fena halde korkmuş olan kızlara yönelir. En büyük kız kardeş Kambugudha, sol ayağındaki sihirli ateşi (Aldebaran Yıldızı) Nyeeruna’ya fırlatır. Nyeeruna korkup kaçar, elindeki sihirli ateş (Betelgeuse Yıldızı) söner. Kambugudha’nın, ayağındaki sihirli ateş de fırlatmadan sonra zayıflar.
Bir süre sonra Nyeeruna, parlak sihirli ateşiyle tekrar döner. Ama tekrar geri püskürtülür ve parlaklığını yine kaybeder.
Astronomlar, bu öyküde anlatıldığı gibi Betelgeuse Yıldızı’nın, Aldebaran’dan daha sık parlayıp söndüğünü tesbit etti. Bu efsanedeki sihirli ateş olan her iki yıldız Betelgeuse ve Aldebaran, kırmızı renkte ve parlaklığı azalıp – artan yıldızlardır.
Aborijinlerin parlayıp sönen yıldızları modern astronomiden çok önce tesbit ettiği ilk olarak 2018 yılında yayınlanan bir makelede ortaya kondu.
Betelgeuse Yıldızı en son 2019 yılı Ekim ayında sönmeye başladı. Aralık ayında parlaklığı en düşük seviyeye indi. Bu sürede gökyüzündeki en parlak 11’inci yıldız olma ünvanını kaybedip, 24’üncülüğe geriledi. Yine aynı yıl astronomlar, Betelgeuse Yıldızı’nın parlaklığını kaybetmesinin, yıldız üzerinde, Güneşte olduğu gibi karanlık lekeler bulunmasından kaynaklanabileceğini ortaya koydu.
Dünyanın Çin, Kore, Arap, Roma, Aztek ve Hint gibi diğer antik kültürlerinde, parlaklığı azalıp artan yıldızlardan bahsedilmez.
Aborijinlerin astronomi birikimi, artık modern astronominin de ilgi alanına giriyor. ‘Arkeoastronomi’ diye bir şey var artık. Dünyanın en önde gelen üniversitelerinden biri olan University of Melbourne, geçen yıl Temmuz ayında Avustralya Yerlileri Haftası’nda ‘’Uzay Çağında Yerli Astronomisi’ başlıklı dört günlük bir sempozyum düzenledi. Avustralya üniversitelerinde astronomi kürsülerinin artık yerli astronomi bilgisini de kapsadığı var. Modern bilimle geleneksel bilgi, birlikte kullanılıyor.
Avustralya Darphanesi, Aborijin ve Torres Boğazı Adalıları astronomisini kutlamak için üç madeni hatıra parası çıkardı. Avustralya Uzay Ajansı’nın internet sitesinde de, Aborijin astronomi bilgisine özel vurgu yapılıyor.
Son olarak Avustralya kent, kasaba ve otoyollarının yerinin, farkında olmadan, Aborijinlerin yollarını buldukları yıldız haritalarına göre belirlendiğini de vurgulamak gerek.
ŞARKILARLA YOL TARİFİ: ‘BİZİM HARİTAYA İHTİYACIMIZ YOK’
Quilpie’de düzenlenen tören yerine Euahlayi halkı’nın gökyüzündeki kılavuz yıldızları takip ederek ulaştığını yukarıda belirttim.
Yıldızlar Aborijinlere nasıl rehberlik etti?
2017’de yapılan bir belgesel film, bu sorunun yanıtını veriyor. ‘We don’t need a map’ başlıklı, Aborijin yönetmen Warrick Thornton yapımı bir buçuk saatlik belgesel, Aborijinlerin çölde yollarını Southern Cross Takımyıldızı ile nasıl bulduğunu da anlatıyor.
Aborijinler yollarını yıldızlara ve takımyıldızlara, yerde referans olarak aldıkları objelere göre konumunlarına bakarak buluyordu. Takımyıldızlar aynı zamanda zamanı ölçmeye de yardımcı oldu. Örneğin Orion Takımyıldızı, gece boyunca 90 derece dönüşü, 6 saatte tamamlıyor.
Aborijinler gökyüzündeki yıldızları, yeryüzündeki referans noktalarıyla izleyerek yollarını şaşırmadan yüzlerce km yol alabiliyordu.
Bir yıldızın nehrin kıvrım yerinde boynuna oturması; bir yıldızın belli bir kayalığın tam tepesinde belirmesi; bir takım yıldızın en alttaki üyesinin ufuk çizgisine değmesi gibi gözlemler, sağa veya sola dönme zamanının veya yiyecek ve suyun bol olduğu bir yerde kamp yapma zamanının geldiğini gösteriyordu.
Aborijinler bunu yüzlerce, binlerce yıl sürdürdüler ve yol bulma bilgisini, yazıya sahip olmadıkları için gelecek kuşaklara şarkılarla aktardılar. Yol kılavuzlarının ezberlediği şarkı hangi yöne nasıl gidileceği, nerede yön değiştirileceği, hangi yıldız nerede hangi konumda olunca kamp yapılacağı, yiyeceğin ve suyun bol olduğu yerleri anlatıyordu. Tesbit edilen yol gösterici şarkılar arasında 3 bin km’lik yolu tarif eden geleneksel bir şarkı da bulunuyor.
Yıldızların rehberliğinde oluşan seyahat yolları zaman içinde yüzlerce, binlerce km’lik patikalara dönüştü. Beyaz yerleşim başladıktan sonra kaşifler de bu patikaları kullandı. Aborijin rehberler beyaz kaşifleri Aborijinlerin referans noktalarında kamp yaptığı alanlarda kamp yapmalarını sağladı.
Avustralya’da pek çok kent ve kasaba, şarkılarda dile getirilen referans noktalarının olduğu kamp yerlerine kuruldu. Yine Avustralya’nın bugünkü otoyollarının bir bölümü de, Aborijin yıldız haritalarının açtığı patikaların üzerine yapıldı. Örneğin, Sydney’den başlayıp Blue Mountains üzerinden Lithgow’a giden Great Western Highway, geleneksel şarkıyı izleyen bir otoyoldur. Yine Sydney’deki pek çok cadde ve sokak, yerel geleneksel şarkıların tarif ettiği rotayı izler.
Bu yazıya emoji ile tepki ver