We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ege Adaları ve ‘’Önleyici Savaş’’

5 1 0
27.06.2022

Uluslararası siyaset literatüründe ‘’önleyici savaş’’ kavramı bazen ‘’Bush doktrini’’ olarak anılsa da, ABD başkanı (oğul) Bush’un ‘’nükleer/biyolojik silahı var’’ gerekçesiyle giriştiği Irak işgalinden çok gerilere gider; sırasında başka tabirlerle ifade edilmiş olsa da, bir bakıma tüm savaşlar kadar eskidir; en azından, kökeni antik düşünceye kadar uzanan ‘’Haklı Savaş’’ doktrininin ayrılmaz bir öğesidir. Önleyici savaş, bir tarafın doğrudan ve ‘’an meselesi’’ kadar yakın bir saldırı tehdidini bertaraf etmek üzere karşı tarafa ‘’acilen’’ açtığı savaş, ya da ‘’barışa ara verme’’ durumudur. ‘’Hasmım tetiği çekmeden ben davranayım’’ savaşı. Burada anahtar, ‘’aciliyet’’ sözcüğüne uygun düşen bir zaman kesitidir: uzun aylar ve yıllara dayanmayan, ancak günlerin ve saatlerin geçerli kıldığı bir zaman kesiti.

Literatürde, ‘’önleyici savaş’’tan ayrı tutulan bir başka benzer kavram daha vardır ki, bildiğim kadarıyla Türkçede tam oturmuş bir karşılığı yok. ‘’Önleyici savaş’’ İngilizcedeki ‘’pre-emptive war’’ sözcüğünün karşılığı olarak kullanılıyor, ama bir de ‘’preventive war’’ var. Bu kavramla kastedilen, acil ve açık değil, uzak ve potansiyel bir tehdit algısı ile açılan savaşlar. Bunlara da, ‘’ön-alıcı savaşlar’’ mı demeli mesela? Bilmiyorum, ama şimdilik burada öyle diyelim.

Çoğu savaş kuramcısının nezdinde, ‘’önleyici (pre-emptive) savaşlar’’ yeterince tartışmalı ve kuşku uyandıran olaylar olmakla birlikte, bazı çok özel—ve pek nadir–hallerde kabul edilebilir olaylardır. Buna karşılık, ‘’ön-alıcı (preventive) savaşlar anlamlı bir savunma mantığına sığmayan, uluslararası hukuka aykırı, açık ve gayrımeşru saldırı eylemleridir. Nitekim Birleşmiş Milletler Anayasası’nın da başlıca yasakları arasındadır.

Bu açıdan bakıldığında, oğul Bush’un Irak işgali, kendi ismiyle özdeşleştirilen ‘’önleyici’’ bir savaş değildi. Hukuki ve ahlâki dayanağı olmayan, ‘’ön-alıcı’’ bir savaştı. Aynı şekilde, Putin’in Ukrayna’da halen süregelen ‘’operasyon’’u da hukuk dışı ve alçakça bir girişimdir. Bu operasyonun ana gerekçesi, Ukranya’nın Rusya’ya saldırı ihtimali veya tehdidi değil, Rusya’nın NATO tarafından sarılması, NATO ile daha uzun bir hat üzerinde sınırdaş olmasıydı. Ancak bu vaziyet yakın, anlık, yakıcı bir tehdide değil, uzak ve potansiyel bir tehlikeye işaret eder. Eğer her ülke, bu tür tehlikelere karşı önlem olarak savaş yolunu izleseydi, Rusya başta olmak üzere yeryüzünde pek bir ülke kalmazdı herhalde.

Ne yazık ki, Putin’in yolunda gitmek isteyen bir lider de Türkiye’nin başında. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ne zamandır gene Suriye’ye ‘’operasyon’’ düzenlemekten bahsediyor. Bir miktar Suriye toprağının ilhak edilmesi, hatta KKTC’nin de düpedüz Türkiye’ye bağlanması gibi rivayetler tekzip edilmeksizin havada uçuşuyor. Bunlar yetmiyormuş gibi, Erdoğan geçenlerde kıyıdaş Yunan adaları hakkında da tehditkâr lâflar etti. Sanki yeni bir hadiseymiş gibi, bu adaların silahlandırıldığını, anlaşmalara aykırı olan bu durumun savaş nedeni olabileceğini ima etmekten kaçınmadı.

Suriye ve Kıbrıs faslını bir kenara koyalım. Erdoğan’ın........

© Açık Gazete


Get it on Google Play