menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BABASIZ BABA “FERDİ BABA”

9 0
08.01.2025

15 Kasım 1945, Adana doğumlu Ferdi Tayfur, 2 Ocak günü Antalya’da aramızdan ayrıldı. Ayrılık şarkılarının bestecisi ardında milyonlarca ağlayan hayran kitlesi bıraktı.

Çocukluğunda çektiği acılar, efendiliği, alçak gönüllülüğü, besteleri, şarkısözleri, romanları, filmleriyle hatırlarda kalacak. Allah rahmet eylesin.

Ferdi Baba 5 yaşlarındayken babasız kalmış. Bir ağanın adamları kan davası sebebiyle yoksul babasını öldürmüşler.

Babasızlığın iyi tarafı çocuğu erken pişirmesidir. Ekmek kovalayayım derken şair gibi tarif mütehassısı olursunuz, sizi arif sanırlar. Şairanelik yatkınlıktan değil, muhtaciyet mecburiyetinin ikramıdır.

Babasız baba Ferdi Baba’nın babası Cumali Turanbayburt sinemayı çok severmiş. Seslendirme ve tiyatro sanatçıcı Ferdi Tayfur’a (1904-1958) hayranmış. İlk oğlu olunca adını Ferdi Tayfur koymuş ama çocuk dört yaşlarında zatürreden ölmüş.

İlk çocuğun adını yaşatmak için ikinci oğulun adını da, yine Ferdi Tayfur yazdırmış ve unutulmayacak bir isim olarak memleket müzik tarihine bir evlat daha eklemiş. Ceketimi satıp okutacağım, oğlumu paşa yapacağım diyen gariban baba, oğlunun bu denli bir şöhreti yakalamasına tanıklık edememiş.

Ferdi, ferdi çırpınmalarla bulup çalıştığı birçok işten sonra besteleri ve şarkıcılığıyla geçimini sağlayacak bir başarıyı yakalamış. Aralarında “Çeşme”nin de olduğu 9 altın plak ödülü almış. Ülkemizde çok az ses sanatçısının erişebileceği 30 albümlük ve 30 filmlik oldukça yüklü bir arşiv biriktirmiş.

Gülhane Parkı’ndaki bir konserinde 200 bin seyirciyle o güne değin en yüksek izleyiciyi müzik uğruna bir araya getirebilecek düzeyde bir sevgi çemberi yaratabilmiş.

Arabesk adı verilen çizgideki diğer şarkıcıların konserlerinde görülen izdiham ya da kendine zarar verme, yaralanma olmamış. Bütün bunlar şüphesiz memleketimiz için kazançtır.

Bir söyleşide kendisini şöyle tanımlamış; “Şöhreti hiç tınlamadımZirvedeyim diye böbürlenirsen yarım kalırsın, tam olmak istiyorsan daha çok çalışmalı ve kendini geliştirmelisin. Ne kadar şöhret sahibi olursam olayım, hiçbir zaman korumam olmadı. Benim korumam halkımdırBen hep söylüyorum, yine söyleyeceğim; sanatçı olunmaz, sanatçı doğulur. Sanatçı aydındır, tüm menfaatlerini bir kenara koyup ülkesini düşünendirO tarafın, bu tarafın sanatçısı olunmamalı. Çünkü memleket yoksa bizim sanatçılığımız da bir işe yaramaz.

Ferdi’nin özel hayatı duygusal maceralarla dolu geçmiş. 16 yaşlarındayken birlikte yaşadığı bir hanımdan Timur adında bir oğlu olmuş ama çocuğun varlığından 13 yıl sonra haberdar edilmiş.

Nikahlı ilk ve tek eşi Zeliha hanımdan Tuğba ve Funda adında iki kızı olmuş. Evliliği devam ederken 30 yılı aşkın birlikte olduğu sinema oyuncusu Necla Nazır ileTuğçe adında bir kız evlada sahip olmuşlar.

Necla Nazır ile birliktelikleri devam ederken Habibe Ümmani Demir dostluğundan da Ferdi Taha Tayfur adlı bir başka çocukları olmuş.

İkisi nikahlı anneden, üçü nikahsız ilişkiden olma, beş çocuk babasıdır Ferdi Baba.

Ferdi Baba’ya televizyon ekranlarından tonlarca sitem yağdırır Necla Nazır.

Tuğçe’nin “Tayfur” soyadına kullanmasına karşı Ferdi Baba’nın “marka” hakkı üzerinden kızına dava açtığı haberi medyada yer alır.

Mesele ferdi bir meseledir ama toplumu üzer. Anlamakta zorlandığımız konu ise aslen “Tayfur” soyadının zaten bir başka aileye ait olmasıdır. Ferdi Tayfur’un gerçek soyadı yukarıda da andığımız üzere babası Cumali beyden intikal “Turanbayburt”tur. Ama “artiz” ismi farklı olabilir.

Tuğçe’nin annesi Necla Nazır, gençliğinde fidan gibi bir kızdı. Güzel ve masum yüzlü kadın oyuncu olarak tanımlanmış, 16 yaşında Yeşilçam filmlerinde rol alarak sayabildiğim kadarıyla 77 filmde sinemaseverlerle buluşmuştu.

Hayat güzel kızlara güzel davranır. Güzel kızlar da hayata gülerek cevap verirler. Yaratan ihmalkardır. Kantarın topuzu kaçabilir. Adaleti kul ferdi gücüyle tesis etmeye çabalar.

4 Ocak günü Necla Hanım kameralara kızının babasının cenazesine yaklaştırılmadığından yakındı. Etten duvar ördüler, yaklaştırmadılar. Herkes de gördü” dedi. Ferdi Baba’nın kızı babasının cenazesinde babasına yaklaştırılmamış.

Toprağa verilirken baba kız ayrı düştü. Babasız baba Ferdi Baba’nın babalığını sorgulayanlar “babalığa karşı” ayıp etmiş sayılmaz.

Arabesk küçümsenmemeli ama arabesk de kendisini küçültmemeli. Burnu yükseklerde sosyetik takımının kokoşluğu kadar, cenaze alayının nahoşluğu da konuşulabilmeli.

Babasız baba Ferdi Baba’nın müziği de araftadır. Emanettir. Köyün hikmetine, kentin nimetine nadiren rastlarız. Atatürk Kültür Merkezi’ndeki cenaze töreninde gelenekle modernliği birleştirdidenmeye çalışıldı. Oysa hakikatte öyle bir niyet gönüllerde var mıydı, yok muydu, elli yıldır sorgulanıyor. Yarım asırlık varlık, sanki yarım asırlık yarım kalmışlıkla nihayetlendi. Akıbete bakıp niyeti tahayyül etmemeli mi?

PAŞALAR, KRALLAR, İMPARATORLAR

Yurt müziğini Unkapanı’nın ün kapanları yönlendirir. Revaçta köpürenlere, köpürtülenlere rağbet varsa pazardan pay kapma ehemmiyet arz eder. Unlu ve ünlü mamüller vitrinleri süsler.

Kırsaldan gelip kentte tutabilmenin bütün zelzelelerini toplumsal, duygusal, sınıfsal sebepleri ve çözümleriyle değil, birçok akranı gibi Ferdi Tayfur da kadere ve akıntıya teslimiyetle izah eder.

Arabeski “isyan” kavramıyla açıklamaya çalışan kimseler de oldu. Daha dün Gazze’de 50 bin çoluk çocuk can verirken “arabeskin babaları” yorgun ve bitkin köşelerine çekilmiş durumdaydılar.

Bırakın konu komşuda yanan ciğerleri neredeyse bir iç savaş gibi 60 bin can kaybına sebeb olan Şark sorununda sessizlik olacak iş miydi? Oldu.

Rahmetli Prof. Dr. Ünsal Oskay, popüler kültür üzerindeki provakasyonlarıyla irkilmemize öncülük ederdi. Siyaset Meydanı adlı TV tartışmasında demişti ki köye dönmek istediklerini söylüyorlar ama altlarında Mercedes var.

Mercedes de bir şey mi? Takvim gazetesi Ferdi Tayfur’un 80 dairesi, 6 villası, Marmaris’te bir yarımadası ve koyu olduğunu yazdı (6 Ocak 2025).

“İsyan” kavramıyla “iskan”a açılma yenilir yutulur bir şey değil. Ferdi Tayfur, Erkin Koray gibi MHP’ye meyletmiş. Orhan Gencebay da AKP’ye iltica etmişti. Kula kulluk hoş olmadı. Ozanlarımız der ki “ölmeden nefsi öldürmeli. Tamah, matah bir şey değil.

“Gariban Çocuk” intibasıyla yola çıkıp İmparator, Kral, Paşa, Prens gibi uydurma etiketlerle medyada anılma, yayılma gayretleri iki arada bir derede bocalamadan başka bir şey değildir.

KALAN

“Ferdi Tayfur” isminin aslında tiyatro ve seslendirme sanatçısına ait olduğunu yazmıştık. Tiyatrocu Ferdi Tayfur’un seslendirdiği karakterler arasında sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük komedyen ikilisi Lorel & Hardi de varmış (Laurel & Hardy).

Laurel & Hardy şöhretleri erimeye başladığı dönemlerde ekonomik güçlüklerle karşılaşırlar. Küçük tiyatrolarda buldukları uyduruk işlerle geçinmeye çalıştıkları bir dönemde Laurel kendisine gelen solo film teklifleri üzerine afra tafra yapmaya başlar.

Hardy ise ikilinin beyni, senaristi, turlarının organizatörü dahil her işin sorumluluğunu üstlenen tombul abimizdi. Birgün ailelerinin de bulunduğu bir davette Laurel küstahlığın seviyesini yükseltince Hardy küfrünü yapıştırır: Empty (Boş).

“ÖTE YANDAN”

Lisedeyken Esin Afşar’a aşıktım. Kırk yıl önce miydi neydi, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda (AST) klasik gitarist Tarık Öcal eşliğinde dinlemiştim. Konser serisinin adı Arabeske İnat idi. Bence memleketteki kültürel yarılmanın başlangıcı ve beyanıdır.

Hayat güzel kızlara iyi davrandığı gibi güzel erkeklere de güzel davranır. O güzelliklerin başını çekenlerden biri de Fikret Kızılok’tur ama her nasılsa, yangına benzin taşınır:

Adidasla tekkelere gidersin / baklavayla whiskyleri içersin / Why High One Why (Vay hayvan Vay!).

Yatıştırma beklenirken çatışma beyaz perdeye de aktarılır. Abuzer Kadayıf filmi seyirciyle buluşmadan mahkemeye verilir. İbrahim Tatlıses, filmde kendi hayat hikayesinin anlatıldığını idda ederek telif hakkı talep eder (2000). Filmin senaristi Kandemir Konduk Sanat adına yaşanan sosyal yozlaşmayı, bayalığı, adiliği anlatmayı hedefledimder.

Kan donduran demir gibi sert cümlelerdir bunlar. Sıfatlar özde doğrudur. Ama söze gelme, göze sergileme biçimi, acıtılan kesimi kendisini sorgulamaya davet edebilmeli. Savunmaya, ardından saldırmaya kışkırtmamalı.

AKP’nin bunca skandalına karşın iktidarda kalışı sadece sandık cambazlığıyla açıklanamaz. Yarılmadan nasiplenme ana unsurlardandır.

Müzikte yobazlık denilince rock ve arabesk tutkunları birbirlerini aratmazlar.

Kutuplaşma kütükleşmeyi getirir. Lakin inatlaşmaları toplum olarak aşmaya çalışıyoruz. Müslüm Gürses, Teoman’ın yazdığı Paramparçayı söyledi (2002). Paramparça değiliz artık.

Küçük Emrah, Şebnem Ferah’ın Yağmurlarıyla yıkandı. Heavy Metalci kardeşimiz Ogün Sanlısoy, Ferdi Tayfur’u Ben de Özledimle selamladı.

Mahzun Kırmızıgül, şarkısında ben anlamam poptan, cazdan, operadan / ben anlarım halaydan, horondan, zeybekten, uzun havadan derken toplumsal yarılmanın kendisini nasıl yaraladığından söz ediyordu. Ve ekliyordu sevdiğine varsın bana maço erkek desinler / seviyorum seni Allah’ına kadar / olmaya ki bana yanlış yaparsın / tanımam vururum seni tamam mı?

Cem Karaca, vefatından önce Kırmızıgül’le kayıt yapmıştı. Cem Ağabey pop, rock, opera, senfoni, caz, blues, soul, rap, halay, horon, zeybek, uzun hava, Türk, Ermeni, Azeri, Alevi ve dahasıdır.

Bu tür uçların buluşmasını saymakla bitiremeyiz. Vatanımız yetmişiki buçuk milletin kaynaşmasıdır.

Gönül diyor ki Ferdi Tayfur’u seven sanat erbabları bir beste seçeler ve ülkemizin geleceğine ışık tutan bir düzenlemeyle tarihe not düşeler.

Tabiatın tahrip edemediği tek şey mısralardır. Asırdan asıra miras kalır. Cem Karaca oğluna şöyle yazmıştı; “İstanbul şehri malın olsa, ölümden öteye köy yok ya.

Yoksa Allah muhafaza akıllarda besteler, güfteler değil, emlaklar kalacak.

Gazeteler birkaç gündür Ferdi Tayfur’un vasiyeti diye başlık atıyorlar. Meğer vasiyeti yokmuş. Olmayan vasiyeti haber diye yutturdular. Ne yalan söyleyeyim ben de yuttum.

Demiş ki hayattayken de, öldükten sonra da benim şarkılarımı herkes ödeme yapmadan dinleyebilsinler. Çünkü o şarkıları benim çocuklarım ya da mirasçılarım yapmadı.

Müziksel olarak arabesk müzik diğer bütün müzik tarzlarıyla barıştı, birbirine karıştı, sınırlar aşıldı, sinirler yatıştı. Yakın gelecekte sıra pirincin taşını ayıklamaya gelecek. Şimdi nasip taksiminde babanın babalığını ne kadar yapabildiğine çocuklar karar verecekler. Artık evlatlar savcı, yargıç, hakim.

Ya barışarak, barıştırarak hatıraya sahip çıkılacak. Ya da hatırı bu kadarmış” dedirtip kavgaya tutuşulacak.

Miras içinde yarımada da varmış. Yurdumuz, Çeşme gibi yarımadadır.

Sürcü lisan ettiysek daktilonun kabahatidir.

Sus Adım Çeşmeye Varmaz Ol Aydım / El İlinden Bir Tas Su İçmez Ol Aydın / Yolum Düş İdi Köy Ününüzden Geçmez Olaydım.

Ey daktilo sen de bunları yazmaz olaydın.

Bebekler dünyaya geldiğinde Allah, analı babalı büyütsünderiz. Analar, üç gün önce sevgiliydiler. Çocuklar analı büyümeliler, yaralı değil.

Ferdi Tayfur toprak olur, taş olurum / yolunda yoldaş olurum / istersen gardaş olurum / merak etme sen diye yazmıştı. Bütün söylemini bir kadının kendisini umursamamasını dillendirme üzerine kuran Ferdi Baba kendisine beş çocuk bağışlayan dört anaya adil bir hak paylaşımını bırakmış olmalı diye düşünüyoruz.

Birkaç ay içinde ortaya çıkar. Üzülürsek, üzüldüğümüz memleketimizde esen/estirilen rüzgarlara kaygımızdandır. Yapay düşmanlıklara aldanıp, hakiki pişmanlıklarla yalpalamayalım.

Birbirimize sırtımızı dönerek, küserek değil, yüz yüze dertleşerek derman aramaya devam edebilmeliyiz.

SONUÇ

Daktilonun tuşlarından dökülenlerin en az yarısı malumun ilamıydı. Gariban şarkıların yaratıcılarının gariban değil, servet sahibi olmaları da resmedildi.

Terk edildiklerini beyan etmelerine rağmen şan, şöhret ve servet desteğiyle de şıp sevdi hafifliğiyle eşlerine ihanete şahit olduk.

Cevabını aradığımız mesele ise; hayranların bu sahteliği hazmederek hayranlıklarını, bağlılıklarını sürdürme isteğidir.

Benzerliğin ötesinde eşdeğer bir paralellikle, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adaletsizlik ve kalkınamama partisi olmasına rağmen kısmi dahi olsa belirli bir oy potansiyelini koruyor olması; sahtekarlığa sadakat; “meşrebe yakınlık” mevzusunun derinliğini, çözümün ivediliğini ve sürecin çetrefilliğini izah ediyor.

________________________________


© Açık Gazete