Türkiye'nin GSYH Zirvesi Bir Başarı Değil, Uyarı Levhasıdır

Uluslararası Para Fonu'nun nisan ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünümü raporuna dayanan veriler, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında Türkiye'nin 2026 yılı için 1,64 trilyon dolarlık nominal GSYH tahminiyle ilk sırada yer aldığını gösteriyor. Endonezya 1,54 trilyon dolar ile ikinci, Suudi Arabistan ise 1,39 trilyon dolar ile üçüncü sırada. Bu tablo, pek çok yerde olduğu gibi, "Türkiye zirvede" başlığıyla sunuldu. Ancak bir ekonomiyi yalnızca nominal GSYH büyüklüğüyle okumak, bir insanı yalnızca boyuyla tanımlamaya benzer. Elimizdeki sayı bir başarı hikâyesi değil, dikkatli okunması gereken bir tablo.

Önce şu ayrımı net koymak gerekiyor: Nominal GSYH, bir ülkede üretilen nihai mal ve hizmetlerin cari fiyatlarla toplam değeridir. Bu değer, üretim artışından da şişebilir, fiyat artışlarından da. Enflasyonun uzun süredir yüksek seyrettiği bir ekonomide nominal büyüklüklerin kâğıt üzerinde büyümesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla Türkiye'nin 1,64 trilyon dolarlık tahmini, üretim kapasitesindeki bir sıçramadan çok, fiyat düzeyi ve kur etkisiyle şekillenen bir fotoğrafın parçası olabilir. Bu tabloyu okurken hangi soruları sormamız gerektiğini iyi seçmeliyiz.

Kişi başına gelir hesabı ilk akla gelen sorudur. Türkiye'nin nüfusu ile Endonezya'nın nüfusu arasında ciddi bir fark var. Endonezya, 270 milyonu aşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesi. Türkiye ise 85 milyon civarında. Toplam ekonomik büyüklük sıralamasında önde olmak, vatandaşın cebine daha fazla para girdiği anlamına gelmez. Nüfusa bölündüğünde tablo değişir. Aynı şekilde Suudi Arabistan'ın 1,39 trilyon dolarlık ekonomisi, çok daha küçük bir nüfusla üretiliyor. Bu ülkelerin her biriyle ayrı ayrı kişi başına gelir, satın alma gücü paritesi ve gelir dağılımı üzerinden karşılaştırma yapmadan "zirve" kelimesini kullanmak, veriyi olduğundan fazla anlam yüklemek olur.

İkinci mesele, listenin kendisi. Nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler şeklinde bir kategori, ekonomik analiz için ne kadar anlamlı? Bu ülkelerin ortak noktası bir din değil, çok farklı kaynak yapıları, farklı kurumsal kapasiteleri ve farklı dış ticaret ilişkileri. Körfez ülkelerinin ekonomisi hidrokarbon gelirlerine dayanıyor. Endonezya, imalat ve emtia ihracatıyla ayakta duruyor. Pakistan, Bangladeş, Mısır gibi ülkeler ise kırılgan makroekonomik yapılarla boğuşuyor. Bu ülkeleri aynı tabloda........

© ABC Gazetesi