Şiirlerimi yakıp küllerini neden körfeze attım |
Günlük, ya da haftalık yazılarımı kaleme alırken dünden bugüne uzanan birçok konu başlığını gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiririm. Özellikle ailemden kalan kitapları, sonra da kendi kitaplığımı, çocuklarımın ve de son kuşak torunlarımın kitaplıklarına elim uzanır. Öyle ya, günümüz siyaseti ile ekonomik konular da deyimler ve yasalar TBMM çatısı altında durmadan "feleğin çarkı" misali döndüğünden yazdığım yazıyı defalarca okuyup, düzeltmeler yaparım. Aksi halde ne tarih ne de okurlarım beni af eder.
Daha ilkokul sıralarında iken "şair ruhlu" bir kişiliğim vardı. Ortaokul ve Liseyi İzmir Namık Kemal Lisesi'nde güçlü Türkçe ve Edebiyat hocalarımdan hayli ilham alarak bitirdim. Lisede iken mahalli bir gazetemizde spor muhabirliği yapıyordum.
Bu arada ilkokuldan itibaren karaladığım birçok şiirim vardı. Bunları daktiloda çoğaltıp 100 şiirimi bastırma aşamasına gelmiştim. Takdir edersiniz ki, bu durumu Özellikle rahmetli hocam Fuat Edip Baksı' ya göstermeden bastırmam da büyük saygısızlık olurdu. Nitekim ilkokulda yazdığım "Rimel" adlı........