menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zaman akar... inançlar ve alışkanlıklar değişir

4 0
yesterday

Okurlarını felsefe, arkeoloji, sanat tarihi ve kültür tarihinin labirentlerinde gezdirdiği kitaplarıyla tanıdığımız arkeolog yazar İsmail Gezgin, yeni kitabı "Şölen Var"da bizi "symposion" şölenlerine davet ediyor.

Prof. Dr. İsmail Gezgin'in yeni kitabı "Şölen Var", bize kadim dünyada kurallarıyla inşa edilen düzenin postmodern çağda da devam ettiğini söylüyor.

Mesela, bilginin, iktidarın ve toplumsal kuralların üretildiği güç merkezleri olan "symposion"larda temeli atılan dünya düzeninin, günümüzde aynı acımasızlığıyla sürdüğünü görmek çok ilginç.

Gezgin ile söyleşimiz, kadim çağlardan bugüne insanlığın yaşadığı kimi evreleri anlama çabası olarak okunabilir. Aslında yazarın ilgi ve uzmanlık alanlarına dair sayısız soru sorulabilirdi. Ben bu yüzden onun "Sanatın Mitolojisi", "Gılgamış", "Uygarlaşan İştah", "Ötekilerin Arkeolojisi" ve "Kharon'un Kayığı" kitaplarıyla sınırlandırmak istedim. Hatta bunu yaparken de son derece sınırlı konulara dair spesifik bir tutum sergilemeye çalıştım.

Meraklısı için küçük bir not...

Kitaplarının yanı sıra verdiği seminelerle düşünce ve kültür ortamımıza önemli katkılar sunan Prof. Dr. İsmail Gezgin, 22 Temmuz'da Karaburun İncecik Zeytin Okulu'nda "Başka Bir Yaşam Mümkün mü" konseptiyle düzenlenen Yaz Seminerleri'ne katılacak. Gezgin, etkinlikte "İnsanlığın Ortak Evi: Mitlerden Bugüne Birlikte Yaşamak" konulu bir seminer verecek.

TÜM HAYATIM OKUYUP YAZMAK

Son iki yılda -bazı yeniden basımlar dahil, ve yepyeni bir çalışma olan "Şölen Var" ile birlikte- yedi kitabınız yayımlandı. Bu müthiş bir sayı. Yazar, akademisyen ve hoca İsmail Gezgin bu enerjiyi nasıl buluyor?

Küçüklüğümden beri okuyup yazmak benim için akıntıya karşı tek başına bir mücadeleydi. 30 yıllık akademik hayatımda ele aldığım, çalıştığım ama yayınlamaya fırsat bulamadığım pek çok konu oldu. Yedi yıl önce akademiden ayrıldım ve sanırım kırılma noktası bu oldu. Gündelik angarya dışındaki tüm zamanımı okuyup yazmaya ayırdım, sonuçta irili ufaklı tekrar baskılı epeyce kitabım yayımlandı.

DÜŞLENEN HAYAT... BİZE DAYATILAN HAYAT!

Sayısız uygarlığın derin izler bıraktığı coğrafyada, müthiş bir kültür mirasının varisleriyiz. Ama biz bu mirasın özellikle İslam öncesine çok uzak duruyoruz sanki!..

Bakmak, görmek, bilmek ideolojik eylemler. İçine doğduğumuz dilin ve kültürün ideolojisi neye işaret ediyorsa ona bakmak bireyin öznelik makamını elde etmesinde önemli bir uyum eğilimi yaratır. Ancak bireysel arzularımız, kendimize biçtiğimiz, düşlediğimiz yaşam bize dayatılandan farklıysa, onunla uyuşmuyorsa o zaman sorgulamaya başlarız. Ötekilerin Arkeolojisi kitabımda da vurgulamıştım, arkeoloji, tarih, kültürel miras gibi konular, iktidarın dayattığı ideoloji çerçevesinde sunuluyor ve değerlendiriliyor.

Bizi bize bırakılsak aslında meraklı mıyız bu konulara?

Arkeoloji ve tarihe çok meraklı bir toplum olduğumuzdan şüphe yok. Ancak arkeoloji çalışmalarında elde edilen bilgi ve verilerin halka ulaşmadığını da görebiliyoruz.

Lakin ilgimiz de sıkıntılı. Mesela Efes etkinliklerinde iki saatlik bir konser ya da gösteri için o eşsiz mekanın defalarca perişan edildiğini gördüm!..

Arkeolojik mirasla turizmin bağını güçlendirmeye çalışan bir bakanlık var. Kaz, restore et, sütunları dik, turizme aç düsturuyla yaklaşılıyor her şeye. Arkeolojik anlamlarından bihaber kültürel ve tarihsel miras nasıl ekonomiye kazandırılabilir düşüncesi hâkim. İçinde bulunduğumuz

yaşama kültürünün inşa edildiği geçmiş, ekonomik krizde kazanç kapısı olarak görülüyor.

ARKEOLOJİ ÖĞRENİMİ ARTIK EMEKLİLİK HOBİSİ

Arkeolojinin, sanat tarihinin bağımsız bir bölüm olarak okunduğu birçok fakülte var. Onca bölüm, onca ders toplumun genç kesiminde farkındalık yaratıyor mu?

Söylenecek çok söz var. Toplumsal söylem içerisinde bir meslek hiyerarşisi olduğundan başlayabiliriz. Pek çok öğrenci arzuladığı mesleğin eğitimini alamıyor ve kişiliklerine, hayallerine uygun olmayan bölümlere gidiyor. Dolasıyla emek ve kalifiye eşit dağılmıyor. Başarılı pek çok öğrenci mutlu olmayacakları bölümleri tercih edip büyük bir israfın çarkına........

© 9 Eylül Gazetesi