Klasikler; Ruhumuzun ebedi deniz fenerleri!

Hayatımızın her çağına söyleyeceği sözü vardır klasiklerin. Okur geçersiniz ama zihninizde, gönlünüzde bıraktığı izler ömür boyu sürer. Öte yandan eğitim hayatımızın bir yerlerinde yollarımız klasiklerle kesişmiş olsa da, yıllar sonra bir bakarız ki, okuduğumuzu, anladığımızı, içselleştirdiğimizi sandığımız klasiklerle ilişkimiz yüzeysel kalmıştır.

İşte bize o aşina klasiklerden biri de Montaigne'nin Denemeler'idir.

Bir iyi bir kötü olan durum da şu:

Yıllar boyunca birçok klasik gibi telifsiz olduğundan yalan yanlış, eksikli kusurlu basılmış bu klasiğin son yıllarda çevirisi mükemmel ve eksiksiz edisyonları yayımlandı.

Birçok klasiğin aksine Montaigne'in ilginç bir kaderi var; Gördüğü büyük ilginin yanı sıra "Haa evet o mu, bir ara muhakkak bakarım" deyip, bir kenara bırakılması, onun bunun yaptığı alıntılarla yetinilmesidir.

Oysa baştan sona hem de defalarca okunmayı hak ediyor Montaigne; hem kendi düşünceleri hem de antik dünyadan kendi çağına sayısız yazar ve düşünürden yaptığı alıntılarla!

Ben de hazır yeni bir yıla girmişken bazı düşünceleri ve sözleri içimize işler de hayat yolunda katlanmamız gerekenlere dair ihtiyacımız olan moral, güç ve ufku bahşeder umuduyla bir başucu klasiği olarak onu öneriyorum.

HAYAT DENİZİNDE DOĞRU BİR YOL TUTTURMAK

Elbette Mantoigne'den bu yana hayat çok değişti. Hayat algımız, ömür uzunluğumuz, standartlarımız, alışkanlıklarımız da!.. Ama bazı şeyler hiç değişmez; içimizin derinliklerinde kendimizle ve başkalarıyla verdiğimiz düşünsel kavga.

İşte bu bağlamda Fransız düşünürün yüzyıllar öncesinden hayatımızı doğrudan ilgilendiren birçok kavrama dair sözleri hâlâ canlılığını koruyor.

Hayatı da ölümü de - çoğu kez ihtiyacımızın aksine yersizce abartıp eksilten modern çağın insanlarıyız. Eski çağlarda insan bir kez ölürdü, şimdi sanırım kafamızda defalarca yaşıyoruz ölümü. Hayat uzadıkça ölüme dair korkularımız azalmıyor, artıyor.

Özellikle son zamanlarda içini boşalttığımız kavramlarla ne yapacağımızı bilmez bir halde öylece kalışımızı da açıklıyor bu durum.

Vaktiyle üç kitap olark basılmış, yüz yirmi üç denemenin her birinde dibi kör karanlık hayat denizinde umutsuzca küreklerinizi çektiğiniz teknenize yön veren sözler bulacaksınız.

Ben birkaçını örnek olarak seçtim, gerisi size kalmış!..

ÜZÜNTÜ; KORKU; AYLAKLIK; DOSTLUK VS...

* Ömrümüzü tüketen ÜZÜNTÜ: "Bu duyguyu (üzüntü) hiç bilmiyorum; hiç sevmiyorum bu duyguyu, değer de vermiyorum ama insanlar bu konuda önceden özel bir pazarlık yapmışlar sanki ve özel bir önem atfediyorlar bu duyguya. Bilgelik, erdem, vicdan kisvesine büründürüyorlar bu duyguyu... üzüntü her zaman insana çok zarar veren, mantıksız bir duygudur. Üzüntüyü korkaklık ve alçaklık gibi gören Stoacılar yandaşlarına yasaklamışlardır bu duyguyu..."

Stoacılar kadar sert düşünmek lazım mı bilmiyorum ama, hiç kimseye hatta kendimize üzüntümüzü sergileyerek erdemli bir davranışta bulunduğumuzu sanıp kurumlanmayalım en azından.

*Yedi büyük günahın en kolayı AYLAKLIK: "Zihinler onları dizginleyen ve zorlayan bir şeyle meşgul edilmezse, muhayyilenin boş alanında oraya buraya atarlar kendilerini" diyor Montaigne, bir de alıntı yapıyor Martialis'in Epigramlar'ından:

"Quisquis ubigue habitat, maxime, nusquam habitat / Hep söylerler, her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır."

Yani uzun sözün kısası, aylaklıkla inziva ve tefekkür arasında ipince bir çizgi vardır.

*Bir mahcubiyet kaynağı olarak KORKU: "Korku, görevimizden........

© 9 Eylül Gazetesi