Egemenlik biçimleri yıkılmaz, dönüşür!

Yeni öykülerini bir araya getiren kitabı 'Bir Kıyıda'da Fadime Uslu, rotamızı modern insanın ruh okyanusuna doğrultuyor. Bu istikamette dikkatimizi sadece kişisel tarihimize değil, giderek yozlaşan, farklı düşünene baskıyı orantısız uygulayan güçlerin yazdığı tarihe de çekiyor: "Egemenlik biçimleri yıkılmaz, dönüşür... Hegemonya şekil değiştirir, dil değiştirir, biçim değiştirir..."

Fadime Uslu'nun 2010 yılında yayımladığı 'Büyük Kızlar Ağlamaz' adlı ilk öykü kitabı ile çıktığı edebiyat yolculuğu, geçtiğimiz aylarda yayımlanan 'Bir Kıyıda' adlı yeni öyküler kitabıyla sürüyor. Çocuk ve ilk gençliğe yönelik kitaplarıyla da tanıdığımız Uslu, 'Gölgede Yaşamak adlı öykü dosyasıyla 2011 Yunus Nadi Öykü Ödülü'ne layık görülmüştü.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü'nden mezun olduktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde sınıf öğretmenliği eğitimini tamamlayan yazar, hayatını Ankara'da sürdürüyor.

Fadime Uslu ile yeni öykülerini irdelerken günümüz bireyini ve siyasal - ideolojik ortamını içeriden bakarak anlamaya çalıştık...

Yeni öykülerinizi bir araya getiren ve geçtiğimiz aylarda yayımlanan Bir Kıyıda'nın metafor yükü bir hayli ağır, anlatımda yer yer girift alanlar var. Bu öykülere dair anlaşılamama endişeniz var mı?

Kesinlikle hayır!.. Ne yazarken ne de okuruyla buluştuğunda "Acaba öykülerim yeterince anlaşılmaz mı?" diye bir düşüncem olmadı. Okuruma başından beri güvendim. Girift bir dünyanın haritasını çizerken anlatının giriftleşmesi kaçınılmazdı. Onu çözmek harcanan emeğe değer olduğuna inandığım için bu yolu tercih ettim.

EGEMENLİK BİÇİMLERİ YIKILMAZ!

Bu kitaptaki bazı öykülere, sekans ve karakterlere dair sorularım olacak. Mesela Begonvil Gölgesinde, zülfiyâre de dokunuyor...

Bu öykü tek sesli bir iktidar monoloğu. Buradaki asimetrik konuşma düzeni bugünün dünyasının bir aynası. Öyküde klasik bir hegemonya sahnesi kuruluyor. Konfor, güven, dil ortaklığı, itaat… Rıza üretimini destekleyen yumuşak iktidar. Bu iktidarın stratejik aklının deşifresi beliriyor aynada. Güç, kendini doğal, pedagojik ve ahlaki kanıtlama yoluna giderek gösteriyor. Modern ideolojik iktidarın kemikleşmiş dili. Öykümüzün kahramanı olan hanımefendinin vaadindeki birlik ayırım üretiyor sürekli. Metni okurken hegemonik dilin klasik çelişkisiyle baş başa kalıyoruz. Diyalektik soru da işte burada başlıyor.

Gelecek umutlarımıza dair bir soru sanırım...

Evet... Bu süreç geri döndürülemez mi? Hiçbir egemenlik biçimi sonsuz değildir. Çünkü her egemenlik, kendi çelişkisini üretir. Öyküde konuşan hegemonya temsili de geçmişin çelişkisinden doğmuştur. Peki, baskılanan taraf geri dönülmez yolda mı? Elbette hayır. Egemenlik biçimleri yıkılmaz, dönüşür. Baskılanan taraf geri dönmez, yeniden kurulur. Hegemonya şekil değiştirir, dil değiştirir, biçim değiştirir. Çoğu zaman kendi içinde dönüşür. Burada önemli olan hegemonyaya karşı takınacağımız tavırdır.

HAYATI İKİYE AYIRAN NEHİRLER...

“Hikayesiz” adlı öykünüzde sert bir gerçekliği yumuşacık sözlerle anlatan ifadeler var... "Dingin akan suyun sessizliğinde geçip gitmek mi" insanın görüp göreceği?

Ölüm, ölen kişi için mutlak bir sessizliğe erişme anlamına gelse de geride kalanlar için gürültülüdür. Yankılanır, gümbürder, bir zafer marşına ya da yenilginin ağıdına dönüşür. Bu, taraf olma meselesidir. Bir yanda cinayeti işleyenler var. Ona göz yumanlar. Bir yanda katledilenler, göz göre göre ölüme terk edilenler. Onların sesi hiç kesilmez. Nehirde, bulutta gezinen sesleri su kadar yaşamsal olabilir geride kalanlara. Yol gösterici birer kılavuz. Durgun, belki alçak sesli, ama iktidarların bağıran seslerinden çok daha etkili. Ona katılır ya da katılmayız. Bize bırakılan, dingin akan suyun sessizliğinde geçip gitmenin hüznünde mi kalacağız?........

© 9 Eylül Gazetesi