Cemil Tugay bir binayı değil, İzmir’in namusunu koruyor! |
İzmir, 1999’dan bugüne sosyal demokrat dünya görüşüne sahip belediye başkanları tarafından yönetiliyor.
Dile kolay tam 27 yıl!
Merhum Ahmet Piriştina’nın 1999 yılında Demokratik Sol Parti’den Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesi, bir sonraki seçimlerde CHP’den aday olup tekrar göreve gelmesi ile başlayan süreç; Aziz Kocaoğlu ve Tunç Soyer’in ardından bugün Cemil Tugay ile devam ediyor.
Hep söyledik ve bıkmadan söylüyoruz.
İzmir CHP’nin kalesi değil, bugüne kadar da hiç olmadı.
Çağdaşlığın, yurtseverliğin, Atatürkçü düşünce sistemine sözde değil özde inanan ve ruhlarında yaşatan insanların kenti.
2001 yılında kurulan AKP’nin, bugüne kadar yapılan tüm yerel ve genel seçimlerden, referandumlardan boynu bükük ayrıldığı -sanırım- tek şehirdir.
// AKP’NİN İZMİR ALERJİSİ
Lafı getirmek istediğim nokta şu:
Bu durum, AKP yönetiminde ve İzmir’deki milletvekillerinde bir alerji yaratmış görünüyor.
On yıldan fazla süre önce feshedilen Özel İdare mallarının büyükşehirlere devri ile başlayan süreçte bu alerji ilk kez görünür olmuştu. İzmir dışındaki tüm belediyeler, Özel İdarelerin kıymetli taşınır ve taşınmaz mallarını üstlerine geçirmişlerdi.
İzmir’de ise ne kadar hurda araç, kırpıntı arsa vs varsa Büyükşehir’e bırakıldı. Bugün paha biçilemeyen çok kıymetli araziler ise ya Hazine mülkiyetine ya da Bakanlıkların ya da bağlı kuruluşların sorumluluğuna verildi.
O günden bugünlere sayısız örneğini yaşadık bu şaşı bakışın…
2017’den bugüne İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Meslek Fabrikası olarak işlev yüklenen eski Devlet Güvenlik Mahkemesi binaları için de aynı durum geçerli.
Meslek hayatımızın ilk yıllarında tüm Türkiye’nin gündemine oturan Manisalı Çocuklar Davası’nı izlediğimiz, o yıllarda dış duvarları sarmaşıklarla örülü bu sevimsiz bina, DGM’lerin kapanması sonrasında uzun süre harabe görüntüsünde kalmıştı.
Aziz Kocaoğlu’nun başkanlık döneminde çok titiz ve pahalı bir restorasyon ile bugünkü haline kavuşan tarihi yapı, on binlerce İzmirli’nin meslek sahibi olmasına hizmet etti. Mesleklerini öğrenen yüzlerce kişi, KOSGEB ve benzeri desteklerle kendi işyerlerini açtı, iş ve aş sahibi oldu.
Birçok kez gidip gördüğüm, son derece iyi restore edilen bu bina için Vakıflar Bölge Müdürlüğü akıl almaz bir işe imza attı. Osmanlı döneminde padişah tarafından müsadere edilen ve Cumhuriyet dönemine bakiyesi bile kalmayan Beyazıt Vakfı adındaki bir çakma vakfın arkasından dolanarak tapu kaydını üzerine geçirdi.
Hem de 1926 yılında Atatürk’ün cumhurbaşkanı olduğu dönemin Bakanlar Kurulu’nun, binayı kamulaştırarak İzmir Belediyesi’ne tahsis etmesine rağmen!
Yapılanlar, günün moda deyimi ile “çökme” girişimi ile eşdeğerdi.
İzmir’de yüzlerce parça malı mülkü bulunan, bu malların yüzüne bile bakamayan, bakamadığı gibi bugün için komik derecede paralar aldığı kiracılarına söz geçiremeyen Vakıflar, iş İzmir Büyükşehir Belediyesi ve hazıra konacak pırlanta gibi bir yapı olunca…
Düşman hukukunu benimsemekte beis görmedi.
// BAŞKAN YA AKP’Lİ OLSAYDI?
Büyükşehir Belediyesi’ni AKP’li bir Başkan yönetiyor olsaydı bu hukuksuzluk yapılabilir miydi?
Kahkahalarınızı işitir gibiyim.
Çökme işi sadece Meslek Fabrikası binaları ile sınırlı değildi.
Hisarönü’nde Başkanlık makamı olarak kullanılan Egemenlik Evi ve Tepecik’teki tarihi gasilhane binası........