Yalan Söyleme

Sanıyorum yalan karşısında korunaksız bir çağdayız.

Hatta korunaksız kelimesi az kalır… Resmen açık hedefiz.

Belki de biz, inanmak istediğimize inanmayı seviyoruz. Gerçek biraz sıkıcı geliyor olabilir.

Sadece biz değil… Koca Amerika Birleşik Devletleri bile aynı durumda.

Düşünün, adamlar yalan konusunda doktora yapmış birini alıp tekrar başa geçiriyor.

The Washington Post gazetesi, hiç üşenmemiş… Oturmuş, bir dönem başını epey ağrıtan Donald Trump’ın yalan bilançosunu çıkarmış.

Ortaya çıkan tabloyu görünce insan “Bu kadar da olmaz” diyor…

Dört yılda 30 bin 573 yanlış ya da yanıltıcı beyan.

Bunu duyunca insanın aklına şu geliyor:

Bu bir siyasetçi mi, yoksa tam zamanlı bir “hikâye anlatıcısı” mı?

Son yılı ise ayrı bir sanat eseri…

Günde ortalama 35–50 arası yalan.

Yani sabah kahvesiyle başlıyor, akşam haberlerine kadar seri üretim devam.

Bugünkü performansını bilmiyorum…

Ama formunu kaybettiğini hiç sanmam.

Zaten savaşla ilgili yaptığı her açıklamadan sonra dünya basını adeta nöbete giriyor:

“Bir dakika… O öyle değil!”

Seçimi kaybedince “oylar çalındı” dedi.

Resmî kurumlar baktı, inceledi, altını üstüne getirdi… Sonuç:

Ekonomi desen… Söylenenlerle gerçekler arasında epey mesafe var.

Meksika sınırına örülen duvarın parasını Meksika ödüyor demişti.

Meğerse Meksika kuruş ödememiş...

Fatura dönmüş dolaşmış Amerikan halkına kitlenmiş.

Duvar var, para var… Ama doğru adres yok.

Neyse, sizi rakamlara boğmayayım.

Ama durum gerçekten ilginç…

Hatta biraz trajikomik.

Nâzım Hikmet bir şiirinde, “Yalan güçlüye söylenir” der.

Burada güçlü olan Amerika halkı.

Ama galiba şöyle bir durum var:

Güçlü olmak yetmiyor… Bir de o gücün farkında olmak gerekiyor.

Size her gün masal anlatır,

Siz de bir bakarsınız… Alkışlıyorsunuz.

Ve bu alkış; Amerika'da bir yalan makinesini tekrar iktidara getirdi... Şimdi sadece kendileri değil bütün dünya ateş çemberinde...


© 9 Eylül Gazetesi