Yağmurun iki yüzü |
Bilimsel araştırmalara göre duyguların kelimelere dökülmesi insanın stresini atmasını sağlıyormuş. Yazmaya başladığınızda beynin bir nevi fren mekanizması olan sağ ventrolateral prefrontal korteks devreye giriyor. Yani kendinizi kötü veya stresli hissettiğinizde yazarak bir nevi duygusal rahatlama sağlamış oluyorsunuz.
Tabii işi yazmak olan ve yazdığı konular da genelde stresli konular olan biz gazeteciler için aynı etkiyi gösteriyor mu, orası biraz şüpheli.
Bu satırları yazarken dışarıda sağanak yağış hızını kesmeden devam ediyor. Başkası olsa belki de yağmur ona romantizmi çağrıştıracak ama bana aşırı kuraklığın pençesindeki ülkemizin durumunu hatırlatıyor.
Türkiye’ye bol yağmur lazım. Barajları sıfırlanma noktasına gelmiş İzmir’in de ihtiyacı büyük.
Yağmur yağdı mı seviniyoruz artık. “İnşallah barajlar doluyordur” diye düşünüyoruz.
Hatta geçen gün bir vatandaş Twitter’da, “İzmirlilerin yeni aktivitesi: Tahtalı Barajı doluluk oranını takip etmek” yazmış. Paylaşımın aldığı beğeni sayısına bakılırsa, hepimiz aynı aktiviteyi yapıyoruz.
Ne yalan söyleyeyim, baraj doluluk oranlarını paylaşan bir iki hesabı ben de sosyal medyadan takibe aldım. Oranların arttığını okudukça mutlu oluyorum.
Barajların dolmaya başlamasıyla geceden sabaha kadar yapılan su kesintileri de “şimdilik” sona erdi. Böylece bizim evde saat 22.30 civarı başlayan “kovaya su doldurduk mu”, “dişimizi acilen fırçalamamız lazım” gibi telaşlarımız da bitmiş oldu.
Tabii su mutluluğunun sürebilmesi için barajlarımızın yüzde 70 seviyelerini görmesi lazım.
Son rakamlara göre İzmir’in en büyük barajı olan Tahtalı’da doluluk yüzde 20 seviyesini geçmiş. Normal şartlarda yüzde 20 doluluk oranı 5 milyon civarı nüfusu olan bir şehir için çok az ve halen kritik bir seviye olarak kabul edilir. Ancak yine de sıfır seviyesinden yüzde 20’lere geldiğimiz düşünülürse, anlamlı bir artış yaşanıyor. Dileriz artış sürer.
Tabii bir yandan yağmurların........