YOK EDİLEN SADECE AĞAÇLAR MI? |
İkizköy’e, Akbelen Ormanı’nı barındıran o yemyeşil köye ilk kez 2019 yılında sıcak bir yaz günü gitmiştim. Bölge verimli topraklarına, zeytin ağaçlarına, hem köylülerin geçim kaynağı hem Bodrum Yarımadası’na kadar uzanan büyük bir bölgenin yağmur toplama havzası olan Akbelen Ormanı’na rağmen, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin kömür havzasına dönüştürülmek isteniyordu. Çalışmalar çoktan başlamıştı. İlk olarak Işıkdere Köyü, sınırları içindeki Karia, Roma ve Bizans uygarlıklarına ait kalıntılar yok sayılarak kazılmış ve çöle dönmüştü. Oysa herkes biliyordu. Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri ticari ömürlerini çoktan bitirmişti. Bütün dünya ülkeleri fosil yakıtlarla çalışan santrallardan uzaklaşıyordu. Çünkü bu santrallar su varlıklarını tüketiyor, ekosistemlere zarar veriyordu. Yeniköy ve Kemerköy termik santralları da köyleri, ormanları, su havzalarını yok edecekti. Zaten özelleştirilmeleri ile ilgili tartışmalar vardı. Haklarında onlarca dava açılmıştı.
O gün Akbelen Ormanı’nda keşif yapılacak, güzelim ormanın, genişletilmek istenen linyit kömürü sahasına katılıp katılmayacağına karar verilecekti. Tüm ilçelerden kalabalık gruplarla desteğe gitmiştik. Ellerimizde “Akbelen’i Vermeyeceğiz” pankartlarımızla. Gözlerimiz yolda keşif heyetini bekliyor aynı zamanda İkizköylüler’le sohbet ediyorduk. Daha doğrusu etmeye çalışıyorduk. Çünkü ağustos böcekleri izin vermiyordu. Dünyanın en gürültülü korosu hiç durmadan başımızın üzerinde çığlıklar atıyordu. Bağırmadan birbirimizin sesini duymamız imkansızdı. İkizköylü Hasan abi başını gülerek yukarı kaldırıp “Onlar cırgan. Sizin ağustos böceği dediğinize bizim buralarda cırgan deriz. Varsın ötsünler. Cırganlar ötüyorsa yaşam vardır” demiştİ. Anlatmıştı Akbelen Ormanı’nın sincaplarını, kuşlarını, kelebeklerini, arılarını, köstebeklerini, kurtlarını, ceylanlarını. “Orman bizim hayat kaynağımız, hiç mahsulümüz olmasa bile otuyla, mantarıyla doyurur bizi.” diyordu. Onu dinlerken gözlerimi ormandan alamıyordum. Herhalde böyle güzel bir kızılçam ormanı çok azdı yeryüzünde. Dallar neredeyse göğe değecek gibiydiler. Kuşlar uçuyor,........