İzmir’in hakkı İzmir’e |
Bayram dolayısıyla gazete çıkmadı, internet sayfasına baktım orada da yer almadı. Geçen hafta yazısız geçti. Aslında Prof. Dr. İlber Ortaylı hoca konulu bir yazı göndermiştim ve güncelliği önemliydi. Ben de sosyal medya hesabımda –facebook- yayınladım, meraklısı oradan okuyabilir ve çok da sevinirim. Haftalık yazmanın bir derdi de bu. Günleri değil saatleri bile birbirine uymayan bu tuhaf coğrafyada, güncele ayak uydurarak yazmak neredeyse olanaksız. Başımızdaki dert azmış gibi, şimdi de “eski un fabrikası / yeni meslek fabrikası” diye adlandırılan nur topu gibi bir sorun peydahlandı.
Geliniz meramımıza, yukarıdaki paragrafın son tümcesindeki, yanlışları ayıklayarak başlayalım. O bina yalnızca “un”la tanımlanamaz. 1908 yılında Yuan Tuzakoğlu ve ortağı Vasil İstefanidi adlı Osmanlı tebaasından iki hemşerimiz tarafından yaptırılan, limana ve gara yakın konumuyla ticari ve mimari zekâ ürünü olan “ikonik yapılar”, aynı zamanda meşum bir geçmişe de sahiptir. Ne hikmetse, bugünkü senin mi benim mi gürültüsü içinde, bu geçmişten söz edilmemesi, “kent hafızası” adına büyük eksikliktir. Bu geçmişin iki yakıcı maddesi vardır.
Birincisi, 9 Eylül 1922’de İzmir’e giren Türk birliklerine bu binalardan ateş edilmesi, dört yiğidin şehit edilmesidir. Bu açıdan “Tuzakoğlu” adı, tarihsel bir ironiyi de anlatır. Normal bir ülkede ve kentte, hiç kuşkusuz “Yurtta Barış, Dünyada Barış” şiarının ışıltısıyla görünür kılınması gereken ama neyleyelim ki ahalinin........