Ata Anı Evi / 2
Uzun bayram tatilinde gazetemiz çıkmadı. Haliyle, bu yazının önsözü olan bir önceki yazımız da, memleketin içine itildiği yeni bir saçmalık batağında unutulmaya yüz tuttu. Ama “fikri firar” cehennemine inat, “fikri takip”ten vaz geçmeyecek, bizce “gerçek gündem”e dair yazmayı, söylemeyi, eylemeyi sürdüreceğiz. Çünkü her gün bir yenisi yaşatılan bu bataklık zincirinin, gerçek gündemi saklama aparatı olarak yaratıldığına ve dayatıldığına inanıyoruz. Birinci çoğul şahıs yazmamım nedeni, ne iyidir ki benim gibi düşünenlerin, sanıldığın kat be kat fazla olmasını bilmenin mutluluğundan ve umudundandır. Ne anlatmaya çalıştığımı hala merak eden varsa, mesela kendini “müstemleke valisi” olarak görüp ülkemiz hakkında fetvalar verecek kadar densizleşen Barrack Biraderin beyanlarına bakabilir. Bir adım geriye çekilip, bu saçma gündem içinde konuşulmayan tek konunun, ülkemizin “çağdaş, demokratik, laik” nitelikleri olduğunu görebilir. Okumakta olduğunuz bu gazete, mesleğin çatı örgütünün bir yayın organı olarak, “gerçeğe” dair duruşunu her fırsatta gösteriyorsa, bu gazetenin yazarı olmanın gereği de “hatırat, çiçek böcek, hayatla ilgisini yitirmiş san’at anlatıcılığından” uzakta, bu duruşa eklenmektir. Atilla Sertel’le başlayıp, Misket Dikmen’le süren ve halen Dilek Gappi ile yürüyen bu sorumluluğun gereği budur ve takdir elbette siz değerli okurlarımızındır.
Bir önceki yazıda Belkahve’deki “Ata Anı Evi”nin öyküsünü özetlemeye, ahvaline ve hâlihazırdaki........
