menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2026

8 1
03.01.2026

Orwell “1984”ü 1949’da yayınladı ve romandaki öngörüler, 35 yıl gibi çok uzak bir zamana dairdi. İnsanlar orada yazılanların hayal olduğunu, dahası bu kadar uzak bir tarihin hiç gelmeyeceğini düşünüyordu. Ama zaman bir kanatsız kuş misali, 1984’ü de maziye gönderdi, Örneğin, yeni yılın ilk saatlerinde bunları yazarken, üstünden tam 42 yıl geçtiğini anımsıyorum. Orwell’in kaotik diktatoryal sistem olarak belirlediği, faşist dünya düzeni öngörüsü, birçok yazar tarafından da benimsenip kullanılan adlandırmamla, “Neo Ortaçağ” olarak yaşanmaktadır. Kubrick’in 1968’de gösterime giren “2001, A Space Odyssey” (Bir Uzay Destanı ya da Bir Uzay Yolu Macerası) adlı filminde anlatılan ya da değinilen pek çok konuyu ve gelişmeyi bugün resmen yaşamaktayız. İnsanın evrimi, teknolojik gelişmedeki vertigo, yapay zekâ gibi öngörüler, bundan 58 yıl önce (Amanın, ben 8 yaşındayken!) Arthur C. Clark tarafından öyküleştirilip, dahi sinemacı Kubrick tarafından filme dönüştürülmüştür ve üstünden 68 Sanatın ve sanat emekçisinin “öngörü ustalığını” anlatmak için vermedim bu örnekleri. Zamanın ne menem bir şey olduğunu, sana bana rağmen kendi çarkını döndürdüğünü daha somut anlatmak için, aklıma geliverdiler. Bu liste bildiğiniz gibi Jules Verne diye başlar ve ucu bucağı gelmez. Şimdi nereden aklıma geldiyse, bizde şu “bilim kurgu” türü neden tutmamıştır, pek öyle akılda kalıcı örneklerimiz neden yoktur ya da pek azdır, hiç düşündünüz mü? Mesela “zaman her şeyin ilacıdır” gibisinden nereye çekersen oraya gider türünden sözlerle yetindiğimizden, başımıza gelmiş saçmalıklardan ders almaktansa, zamanla unutup elli bin kere o saçmalıkları yeniden yeniden yaşama ve yeniden zamana bırakma tuhaflığımızdan olabilir mi? Belleksizliğimizi, unutkanlığımızı ve bunları........

© 9 Eylül Gazetesi