menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni emperyalizm-3: Tekno-faşizm, özgürlük ve itiraz

18 0
17.05.2026

(Yeni Emperyalizm-2'den devam)

Yapay zekâ çağında ortaya çıkan en önemli dönüşümlerden biri, ekonomik ve politik gücü birleştiren yeni bir elit sınıfın oluşumudur. 

Bu sınıf literatürde "tekno-burjuvazi" olarak adlandırılıyor: burjuvazinin en üst ve en ayrıcalıklı katmanı. 

Tekno-burjuvazi veri ve algoritmayı kontrol ediyor, küresel ölçekte faaliyet yürütüyor, devlet politikalarını doğrudan etkiliyor. 

Yalnızca üretim araçlarını değil, artık savaşın kendisini de kontrol ediyor.

Palantir Technologies CEO’su, teknolojik militarizmin sözcüsü, Alex Karp'ın söylemi bu sınıfa yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki ve politik bir sorumluluk yüklüyor.

Yapay zekâ sistemleri üzerinden yürütülen askerî operasyonlar, tekno-burjuvazinin doğrudan jeopolitik aktör haline geldiğini gösteriyor. Bu durum, demokratik temsil mekanizmaları ile sermaye gücü arasındaki gerilimi daha da derinleştiriyor.

Bu sınıf yalnızca savaş alanını değil, “algı alanını” da yönetiyor. Siz ekrana bakıyorsunuz — ama ekran size neye bakacağınızı söylüyor.

(Teknolojik militarist Palantir yöneticileri İsrail devletiyle birlikte)

Yapay zekâ destekli gözetim sistemleri ve algoritmik kontrol mekanizmaları bazı akademik ve politik çevrelerde "tekno-faşizm" kavramıyla tartışılıyor. 

Bu kavram klasik otoriter yönetimden farklıdır: kontrol doğrudan zor yoluyla değil, veri, tahmin ve yönlendirme yoluyla kuruluyor. 

Sürekli gözetim, bireysel davranışların yönlendirilmesi, muhalefetin algoritmik bastırılması — bunlar artık distopik senaryolar değil, Gazze'de ve İran operasyonlarında sahnelenen gerçekler.

Tekno-faşizm; özellikle yapay zekâ, veri ve algoritmalar aracılığıyla kurulan yeni otoriter denetim biçimini tanımlayan bir kavramdır.

Klasik faşizm gücünü şiddet, korku ve doğrudan baskıyla kurar — asker, polis, hapishane. 

1933’te Nazilerin Alman Parlamento binası Reichstag yangınıyla suçladığı Bulgar antifaşist önder Georgi Dimitrov, mahkemede Alman faşist yöneticileri Goering ve Goebbels’e meydan okuyarak beraat etmişti.

Dimitrov o yıllarda faşizmi, finans kapitalin en gerici, en şoven ve en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü olarak tanımlıyordu.

Bugün benzerleri bazı ülkelerde hala öyle!

Tekno-faşizm ise baskıyı görünmez kılar. Kontrol doğrudan zor yoluyla değil, veri toplama, davranış yönlendirme ve algoritmik gözetim yoluyla kurulur.

Yüz tanıma kameraları — nerede olduğunuzu, kiminle buluştuğunuzu, ne yaptığınızı kaydeden sistemler;

Sosyal medya algoritmaları — neyi göreceğinizi, hangi habere ulaşacağınızı, hangi görüşe maruz kalacağınızı belirleyen mekanizmalar;

Gazze'deki hedefleme sistemleri — kimin tehdit olduğuna yapay zekânın karar verdiği algoritmik savaş düzeni günümüzde yeni emperyalizmin kullanımını hızla yaygınlaştırdığı uygulamalardan biridir.

Tekno-faşizm; bireyi fiziksel olarak değil, dijital olarak hapseden, özgürlüğü kısıtlamak yerine yönlendirmeyi tercih eden, şiddet yerine veriyi kullanan yeni bir otoriter düzen biçimidir.

Yapay zekâ çağında en temel gerilim güvenlik ile özgürlük arasındadır. 

Tekno-faşist eğilimleri temsil eden Palantir ve Karp güvenliği önceliklendiriyor. Ama burada, güvenlik adına kimlerin özgürlüğünden vazgeçmeye zorlandığını sormak gerekiyor.

Algoritmik kararlar gerçekten denetlenebilir mi?

Çünkü algoritmaların temelinde matematik vardır; matematik ise olasılıklar ve kesinlik üzerine çalışır.

Teknoloji şirketlerinin gücü nasıl sınırlandırılabilir? 

Çünkü derin hesaplar çoğu zaman görünmezdir. 

Filistin örneğinde görüldüğü gibi özgürlük-güvenlik dengesi çoğu zaman tek taraflı biçimde güvenlik lehine kuruluyor; algoritmik sistemler bu tercihi görünmez kılıyor.

Ve daha derin bir soru var ufukta. 

Google'ın yapay zekâ direktörü, 1978 doğumlu fütürist Ray Kurzweil başta olmak üzere bazı düşünürler, 2040'lı yıllarda "singularity" (tekillik) — insan-makine birleşmesi- yapay zekânın insan zekâsını aşıp kendi kendini geliştirerek kontrolden çıkacağı eşik — gerçekleşeceğini öngörüyor. 

Eğer öyle olursa, bugün tartıştığımız iktidar, güvenlik ve özgürlük soruları bambaşka bir boyut kazanacak. Bu konu başlı başına bir tartışmayı hak ediyor.

(Singularity/Tekillik mi?)

Bu noktada, son yıllarda yapay zekâ dünyasında kendine ciddi bir yer bulan Anthropic'ten söz etmek gerekiyor. 

Şirketin adı bile bir felsefi tutum taşıyor: Yunanca "anthropos", yani insan kökünden türeyen "Anthropic", insana ait, insan merkezli anlamına geliyor. 

Bu tercih rastlantı değil; yapay zekânın insanın denetiminde, insan değerleriyle uyumlu gelişmesi gerektiği düşüncesinin adın içine işlenmiş hali olmalı. 

Palantir'in adı gücü ve öngörüyü simgelerken, Anthropic'in adı sınırı ve sorumluluğu simgeliyor. İki isim, iki zıt bakış.

Acaba Anthropic, bu güvenlikçi gidişata karşı farklı bir seçenek olabilir mi?

(Anthropic’in logosu)

Anthropic'i 2021'de kuran, muhtemelen İtalyan kökenli olan ABD’li Dario ve Daniela Amodei kardeşler, daha önce OpenAI'da üst düzey görevler üstlenmişti. 

Dario araştırma direktörü, Daniela ise operasyon direktörüydü. 

2015'te tekno-feodal beylerden Elon Musk, Sam Altman ve birkaç ortak tarafından kurulan OpenAI, 2019'da Microsoft ile büyük bir ortaklık kurarak giderek daha ticari bir yöne evrildi. 

Bugün dünyada en yaygın kullanılan yapay zekâ dil modellerinden biri olan ChatGPT’nin yaratıcısı OpenAI’ın CEO’su Sam Altman’dır.

Elon Musk ise bu kuruluştan 2018'de ayrılmış, ardından kendi yapay zekâ şirketi xAI'yi kurmuştur. 

İki isim arasındaki ayrılık, son yıllarda yalnızca ticari değil, ideolojik bir çatışmaya dönüştü.

Musk, OpenAI'ı kuruluş misyonuna ihanet etmekle suçlarken, Altman, Musk'ı şirketi ele geçirmeye çalışmakla itham etti.

Tekno-burjuvazinin kendi içinde de çelişkisiz olmadığının somut kanıtı.

Demek ki tekno-burjuvazi kendi içinde de........

© 12punto