menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yeni emperyalizm-2: Algoritmayı yazan savaşı kazanır

20 0
10.05.2026

(Yeni Emperyalizm-1'den devam)

İçinde bulunduğumuz tarihsel dönemde teknolojideki muazzam gelişmeler, üretici güçlerdeki dönüşümler ve siyasetteki köklü değişimler dünyayı kavramayı giderek güçleştiriyor. 

Daha önce yayımladığımız "Yeni Emperyalizm-1" başlıklı yazımızda kavramsal çerçeveyi çizdik. Şimdi bu çerçevenin en somut ve en tartışmalı örneğine bakıyoruz.

Bu yazıda sık sık karşılaşacağınız bir kavram var: algoritma. 

Kısaca tanımlayalım: algoritma, veriye dayalı kararlar üreten matematiksel kurallar bütünüdür. 

Hangi haberi göreceğinizi, hangi reklamın önünüze çıkacağını, hatta kimin hedef alınacağını belirleyen görünmez bir karar makinesi. 

Bugün algoritma; yalnızca teknik bir araç değil, iktidarın kendisidir.

(Dijital karar zinciri)

Bu iktidarın nereye gittiğini anlamak için önce doğru soruyu sormak gerekiyor.

Quo Vadis? Dünya nereye gidiyor? 

Bu soru, adını Polonyalı yazar Henryk Sienkiewicz'in “Quo Vadis”  romanından alır. 

Roma'nın mutlak gücü ile inancın direnci arasındaki çatışmadan doğan bu soru, bugün yeniden soruluyor.

Ama bu kez yanıt, imparatorlukların haritalarında değil, verilerin ve algoritmaların kurduğu görünmez dünyada aranıyor. 

Bir zamanlar güç, toprakla ölçülürdü. Sonra çelikle, sonra petrolle, sonra parayla.

Bugün ise güç, veriyle ölçülüyor. 

Ve veri, artık yalnızca bilgi değil—iktidarın kendisi. 

Teknolojiyi kimin geliştirdiği, kimin finanse ettiği ve kime hizmet ettiği — işte asıl soru bu.

Emek sömürüsü üzerine kurulu kapitalizm, sanayi ve finans gücünü birleştirerek geçen yüzyılın başında tekelleşti; dışa açılan sermayesi ve bunu koruyan askerî gücüyle "emperyalizm" adını verdiğimiz yapıyı oluşturdu.

Yüzyılın ikinci yarısında teknolojik gelişmeleri kendi çıkarı için kullanan tekelci kapitalizm büyüdükçe büyüdü; sermaye bütünleşmeleriyle küresel bir güce dönüştü.

Bilişim, yapay zekâ ve robotik alanlarındaki sıçramayla birlikte bu güç yeni bir boyut kazandı: kapitalizm de dijitalleşti. 

Algoritmik iktidar düzeni, fiziksel emek sömürüsüne dijital sömürüyü de ekledi. Tekelci yapı dijital ağ tekellerine, sermaye ihracı veri ve algoritma ihracına dönüştü. 

Emek de bu dönüşümün dışında kalmadı: fabrika ve tarladan ekran başına, sosyal medyaya taştı. İnsan artık yalnızca üreten değil, aynı zamanda veri bırakan bir emekçidir. 

Bu yeni düzende dijital platformlara, veri altyapılarına ve algoritmik sistemlere bağımlılık artarken, piyasa mantığı ortadan kalkmıyor; aksine onun üzerine veri ve algoritmalarla işleyen yeni bir kontrol katmanı ekleniyor. 

"Tekno-feodalizm" tam da bunu anlatıyor: sistemin yalnızca rekabetçi bir piyasa değil, erişim ve veri üzerinden kurulan bir bağımlılık ilişkisi olduğunu. 

Bu durum dijital kapitalizmin, veri çağında yoğunlaşarak içinde feodal eğilimler barındıran yeni bir "emperyal" form kazandığını gösteriyor. 

Sonuç olarak güç, üretim araçlarının ötesinde veriyi ve karar süreçlerini kontrol edenlerin elinde toplanıyor.

Amerikalı sinema yönetmeni Stanley Kubrick'in 1968 yılında çektiği bilimkurgu filmi "2001: A Space Odyssey"in o ünlü sahnesi "insanlık durumu" ile ilgili bir metafor taşır. 

Filmin "Dawn of Man" (İnsanın Doğuşu) bölümünde: İlkel insan (aslında insan öncesi hominid) eline bir kemik alır, onu ilk kez silah/araç olarak kullanır, bir rakibini öldürür, zaferle kemiği havaya fırlatır. 

(Kubrick’e göre elinde silah olarak bir kemik parçasıyla bir hominid-insansı maymun)

Ve sonra sinema tarihinin en ünlü sahnelerinden biri gelir: Kemik havada dönerken sahne değişir: aynı hareketle uzayda dönen bir uyduya dönüşür. Tek kesit, dört milyon yıl. 

Kubrick bu sahneyle şunu anlatır: Kemik ilk silahtır, uydu modern teknoloji — insanın elindeki şiddet aracı yalnızca biçim değiştirmiştir. Kemik yerini metal ve algoritmaya bırakmıştır.

Fakat insanın şiddetle kurduğu bağ, gücü ele geçirme arzusu ve onu kaybetme korkusu aynı kalmıştır. 

Bu yüzden savaş, tarihin dışına düşen bir sapma değil; zamanla değişen araçların ve koşulların içinde biçimlenen, insanlığın toplumsal hikâyesine eşlik eden bir olgudur.

(Kubrick’e göre ilk silah kemik -son silah uzayda uydu)

Savaş insan öldürmek demektir. 

Öldürmek ise yaşama karşıt bir olgudur.

Toplumsal bir varlık olan insan, yalnızca birlikte ve dayanışma içinde var olabilirken neden soydaşını yok etmeye kalkar? 

Savaşların tek bir nedeni yoktur; genellikle birden fazla etkenin üst üste binmesiyle görülür. 

Ekonomik baskılar, etki alanı koruma ve sağlama, güvenlik korkuları ilk savaşların nedenleriydi. 

Daha sonra siyasal ve ideolojik etkenler devreye girdi. 

Son yüzyılda kapitalizmin krizleri, emperyal pazar rekabeti, paylaşım kavgası savaşların önemli nedenlerinden biri oldu. 

Savaşın mümkün hale gelmesi de bir etkendir. 

Yeni silahlar, lojistik imkânlar ve teknolojik üstünlük, savaş kararını daha "uygulanabilir" kılıyor. 

Bugün savaşın doğası değişti. Artık sadece tank ve tüfek değil; veri, algoritma ve siber alan da savaşın parçası.

(ABD Silahlı Kuvvetlerinin yapay zeka kullanımı)

Çağımız, makinelere neyi değil, nasıl yapacağını öğreten algoritmalar çağıdır. 

Algoritmaları yazan, belirli bir niteliği, inancı ve toplumsal konumu olan—ya da bir toplumsal güç tarafından yönlendirilen—insandır. 

Artık algoritmayı da makine yazıyor; ama o algoritmanın neye hizmet edeceğine hâlâ insan karar veriyor. 

Bu nedenle her algoritma, yalnızca teknik bir araç değil; bir tercih, bir öncelik ve bir dünya görüşüdür. 

O tercih artık saklanmıyor: Teknoloji tarafsız değil; doğmakta olan yeni bir medeniyetin, belirli çıkarların hizmetindedir.

Dünyanın ilk savaş sanayii şirketleri sanayi devrimi sonrası ortaya çıktı. 

Başlangıçta Almanya'da Krupp, ABD'de Colt ve Remington, İngiliz Vickers gibi silah üreticilerine; zamanla IG Farben, DuPont gibi kimya ve çelik şirketleri, finans ve teknoloji kuruluşları eklendi. 

Bugünkü küresel savunma sistemi bu erken örneklerin üzerine kuruldu. 

Ortaya çıkan şey yalnızca silah üretimi değildi; devlet, sanayi, finans ve teknolojinin tarihte ilk kez bu ölçekte kurduğu iş birliğiydi. 

ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower 1961'de........

© 12punto