İsmet Paşa’nın son başbakanlığı |
İSMET PAŞA 1961’DE CUMHURBAŞKANI OLABİLİR MİYDİ?
CHP 1957 seçimlerinde %4 oy almış ve DP’nin sadece %6 gerisinde kalmıştı. 27 Mayıs öncesinde bir erken seçim yapılsa idi , İnönü Bayar’ın yerine cumhurbaşkanı seçilebilirdi. (1924 Anayasası uyarınca) Ama tarihin senaryosu bu yönde ilerlemedi.
27 Mayıs’tan hemen sonra İsmet Paşa’nın Heybeliada’daki evinde genel sekreter İsmail Rüştü Aksal ile partinin iktidar stratejisi üzerine konuşmalar görüşmeler olmuştu.
Devrik Demokrat Parti yöneticilerinin Yassıada’da yargılanmaları halk nezdinde itibarlarını zayıflattığını düşünüyorlardı. Bu doğru değildi. Gerçek tam tersiydi.
Milli Birlik Komitesi de CHP’nin seçimlerden başarı ile çıkmasını bekliyor, istiyordu. İhtilalinin orgeneral rütbesindeki ikinci adamı ve Gürsel hükümetlerin başbakan yardımcısı Fahri Özdilek’in seçimlerden sonra hayal kırıklığı içinde “böyle mi olmalıydı?” değerlendirmesi bu düşüncemi destekler niteliktedir.
15 Ekim seçimleri Demokrat Parti karşıtı cephe açısından beklentilerin çok uzağında kaldı. Bu sonuçlar iki bakımdan normaldir. Birincisi: Türk siyasi tarihinde ilk defa nispi temsil sistemiyle seçim yapılmıştı. İkincisi: halk nezdinde Menderes kültü gücünü koruyordu.
CHP’nin çok partili hayata geçildiğinden beri savunduğu nispi temsil sistemi, tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğun sağlanamamasının temel nedenidir.
1961 Ağustosunda başlatılan Milli Birlik Komitesi-siyasi partiler yuvarlak masa toplantıları şunu göstermişti. Komite iktidarı tedrici olarak bırakmak niyetindeydi. Bu da Gürsel’in Devlet başkanlığından cumhurbaşkanlığı makamına geçmesi anlamına geliyordu.
Milli Birlikçilerin hep birlikte tabii senatör olmaları yeterli görülmüyordu. Devletin en tepesi, komite liderinin Devlet Başkanlığından cumhurbaşkanlığına geçişi ile güvence altına alınmalıydı. O zaman kendilerini (ihtilalciler) daha güvende hissedeceklerdi. Çankaya tehlikeli ellere bırakılamazdı.
Bence CHP, kendi adayını (İsmet Paşa’yı) Çankaya’ya çıkarabilecek bir çoğunluğa erişmiş olsaydı; Milli Birlik Komitesi buna itiraz edemezdi.
Cemal Gürsel’in adaylığı konusnda haklı olarak kuşkulandığı öteki kişi Ragıp Gümüşpala idi. Ragıp Paşa emekli genelkurmay başkanıydı. Milli Birlikçilere kırgındı. Adalet Partisi'nin genel başkanı olmuştu. AP’nin tek başına bir çoğunluk oluşturması halinde aday olabilirdi. Milli Birlikçiler nezdinde İsmet Paşa kadar kuvvetli değildi. Millet Meclisi ve Senatoda elde edilecek ekseriyet dengeleri değiştirebilirdi.
Kanımca Ragıp Paşa da “riyaseti cumhur makamını” aklından geçirmiştir.
Bence şansı hiç olmayan aday Ali Fuat Başgil hocaydı. Müfrit rövanşistler hocanın aklını çeldiler. Kafalarında olmayacak senaryolar yazdılar. Hocayı da inandırdılar.
Bu söylediklerim tamamen ihtimallerdir. Yuvarlak Masa toplantılarından sonra somut durum daha belirgin hale geldi. 1961 sonbaharında “hangi taşın nerede olduğu” ve muhtemel hamleler iyice belli olmuştu. Bu aşamada, İsmet Paşa’nın tutumu son derece yerindeydi. Makuldu. Memleket hayrına idi.
Damadı Metin Toker'le, Afet İnan’ın evinde yapılan bir sohbetten sonra Milli Birlikçilere bir haber gönderdi: aday olmayacağım.
Cemal Gürsel’in adaylığında elbette zorlama vardı. Ama siyasetin koşulları onu gerektiriyordu. İsmet Paşa, diğer koşullar CHP lehine olsa dahi bir adım geri çekilerek ordunun ve Milli Birlik Komitesinin “kuşkularını” giderdi. Ama sivilleşme koşulu ile Gürsel’in cumhurbaşkanlığı, yeni rejimin önünün açılmasında en önemli eşikti.
BAŞBAKAN NEDEN İNÖNÜ?
İsmet Paşa 1937’de başvekaletten, 1950’de Çankaya’dan ayrıldı. 10 yıl süreyle ana muhalefet partisi genel başkanı olarak kaldı. 27 Mayıs ihtilalini takip eden ilk seçimlerden sonra, 10 Kasım 1961 tarihinde cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi.
İnönü bu tarihten 1965 şubatına kadar üç kez hükümet kurdu. Bu ilk bakışta tuhaf karşılanabilecek bir durumdur.
Bana kalırsa İsmet Paşa partisinin seçimleri kazanacağını, bu tahmini gerçekleşirse güçlü bir ihtimalle TBMM tarafından cumhurbaşkanı seçileceğini sanıyordu. En azından bunu aklından geçirmiş olmalıdır. Eğer CHP ekseriyeti tarafından Çankaya’ya yeniden çıkarılırsa, parti genel sekreteri İsmail Rüştü Aksal’ı başvekalete atamayı düşünmüş olmalıdır.
Bu seçeneğin pek de kolay gerçekleşmeyeceğinin elbette bilincindeydi. Gene de umutluydu. Türk halkının artık gerçekleri müdrik olarak CHP’nin hakkını teslim edeceğini düşüncesi parti yönetimine hakim olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Fakat seçim sonuçları iktidarın ortada kaldığını gösterdi. Silahlı Kuvvetler Birliği içindeki müfrit subaylar parlamentoyu toplanmadan dağıtmak istediler. Gürsel-İnönü-Sunay cephesi bu hamleyi engelledi.
Burada ana siyasi aktör İnönü’dür. İnönü olmaksızın diğerlerinin sonuç alıcı güçleri yoktu. Aydemir Cuntasına direnmeleri hayli zordu. Rejime müdahale eğilimlerine karşı güçlü bir bariyer ancak İnönü paratoneri ile kurulabilirdi. Öyle de oldu.
Adalet Partisi ile yapılan koalisyonun dağılmasından sonra CHP içinde hükümette yer almama konusunda eğilimler belirdi. Etik olarak doğru, siyaseten yanlış bir düşünceydi bu.
Buna rağmen İnönü iki hükümet daha kuracaktı. Dönem boyunca. CHP karşısında mevzilenmiş AP, YTP, CKMP ve MP gibi partilere şöyle seslenecekti. “Beni bir daha zor bulursunuz.” Siz hükümet kuramazsınız. Siyasi durum buna müsait değil. Bunu siz de görüyorsunuz. Dediklerime rıza göstermezseniz ülke hükümetsiz kalır. İnönü kendi gücünün farkındaydı. Karşısında yer alan siyasi partilerin teker teker ve birlikte güçlerinin de.
İnönü’nün bu sözlerinin nedeni ülkenin içinde bulunduğu koşullardı. Aslına bakarsanız “meraklısı değilim” demek istemişti. İktidarı alabirseniz buyurun alın.
İnönü’nün siyasi sorumluluk mevkiinde bulunuşu, müdahaleci eğilimleri durdurdu. Bu İnönü muhalifi partilerde rahatlamaya yol açtı.
Bunun yanısıra ABD ile gerilimli bir sürece girilmişti. Kıbrıs’taki gelişmeleri ABD yönetimi Atlantik ötesinden “duyarsızca” yorumluyordu. Johnson, Kıbrıs’ın Türklük açısından önemini kavrayabilecek donanıma sahip değildi.
Kanımca, Kıbrıs olayları CHP karşıtı blokun İnönü’yü başvekaletten indirecek cesareti bulamamasının temel nedenidir. Ona karşıydılar. Ama o olmadan böyle bir krizden çıkamayacaklarını düşünüyorlardı. Bu cesareti 1965’e kadar kendilerinde bulamadılar.
ABD’DE KENNEDY BAŞKAN TÜRKİYE’DE İNÖNÜ BAŞBAKAN
ABD İkinci Dünya Savaşını Demokrat başkanlar ile yönetmişti. Savaşın sonuna doğru Roosevelt dördüncü kez başkan seçilmişti. Görevine yeni başlamış iken vefat etti. Görevi başkan yardımcısı Truman üstlendi. Daha sonraki dönemde ABD’nin savaş kahramanlarından Eisenhower cumhuriyetçi partiden başkanlık koltuğuna oturdu. (1953-1961)
Soğuk savaşın başlamasıyla birlikte ABD siyasetinde iktidar cumhuriyetçi partiye geçti.
60’larda Dünyada önemli değişiklikler oldu.Latin Amerika ve Küba’da cereyan eden devrimci gelişmeler ABD’nin politikalarını gözden geçirmesine neden oldu.
Küba Devrimi dünya çapında etkiler yarattı. Türkiye’nin Kuzey Atlantik ittifakı içindeki önemi daha arttı. Sovyetlerle her gerilim artışı Türkiye’nin jeostratejik önemini ortaya çıkarıyordu. Demokrat aday John F. Kennedy ABD'ye başkan seçildi. (1961)
Kennedy’in başkan seçilmesi ABD siyasetine dinamizm getirdi. ABD'de bu dönüşüm yaşanırken Türkiye’de yeni anayasa yürürlüğe girmiş, yeni demokrasinin kuruluş gerilimleri yaşanıyordu.
Milli kurtuluş savaşımızın Batı Cephesi Komutanı, Lozan'da Türkiye delegasyonunun başmüzakerecisi, ikinci cumhurbaşkanımız İsmet İnönü, Cumhurbaşkanı Gürsel tarafından başbakanlık görevine atanmıştı.
Özellikle Küba gerilimi, yeni ABD yönetimini NATO’nun Güneydoğu kanadında bağları sıkılaştırmaya, ittifak dışı ülkeleri de ABD himayesi altında Sovyetlere karşı vaziyet almaya teşvik etti.
İnönü’nün ikinci başbakanlığında Başkan Yardımcısı Johnson içinde Türkiye’nin de içinde bulunduğu geniş bir Ortadoğu gezisi yaptı. Türkiye, İran, Lübnan, Kıbrıs ve Yunanistan.
Johnson gittiği bütün ülkelerde çok olumlu intibalarla karşılandı. Kendisine her yerde sıcak ilgi gösterildi.
Türkiye’de abartılı şenlikler yapıldığını söyleyebiliriz. Türk konukseverliğinin en marjinal örnekleri sergilendi. Başkan Eisenhower Türkiye’ye geldiğinde de benzer şeyler yapılmıştı. (1959) Amerika’yı seviyorduk. ABD başkanlarının Türkiye’yi ziyaretleri hoşumuza gidiyordu.
Başvekil İsmet Paşa’nın Johnson ile ilk görüşmesi bu ziyaret vesilesiyle olmuştur. AKP genel başkanının İsmet Paşa’yı Amerikancı göstermek için başvurduğu meşhur iki bayraklı resim o tarihtendendir .
Resim dost ve müttefik ABD başkan yardımcısını karşılama töreninde çekilmişti. Arkada 1962 Ankarası görülmektedir. Ülke Türkiye’dir. Hükümet başkanı ABD başkan yardımcısını karşılamaktadır.
Johnson’un Türkiye ziyareti 26-30 Ağustos 1962 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Tarih bana anlamlı geldi. Ama belki de tesadüftür. Ona da okuyucu karar versin.
Görüldüğü gibi ziyaret ABD’de Kennedy başkan seçildikten hemen sonra gerçekleşmişti. Bir yıl sonra inanılmaz bir olay oldu. 35. ABD Başkanı John F. Kennedy 22 Kasım 1963’te Teksas, Dallas’ta bir suikastle öldürüldü. Bu olayın nasıl gerçekleşebildiğine dair epey geniş bir literatür vardır. Suikasti ve sonundaki gelişmeleri biraz incelemenizi tavsiye ederim . Böylesi bir olay ABD derin devletinin bilgisi dışında olamaz görüşünde olanlardan biri de benim.
Dünyayı şoka sokan bu olayı çok geniş katılımlı bir cenaze töreni izledi. Türkiye’yi başvekil İsmet Paşa temsil etti. Cemal Gürsel kısmi felç ........