Birinci Meclis’in ilk dokuz ayı
KONVANSİYONDAN DEVLETLEŞMEYE GEÇİŞ: İDARE VE ORDUNUN KURULUŞU
Meclis’in açılışından Teşkilatı Esasiye Kanunu çıkarılana kadar geçen dokuz ay içinde yeni devletin kuruluş ve konsolidasyon sorunları yaşanmıştır.
Bunları başında elbette ordunun ve idarenin kuruluşu gelir. Öncelikle bir idare mekanizması kurulmak gerekliydi. Çok acil bir şekilde. Bunun için maddi ve beşeri kaynaklara ulaşmak ve kullanılır hale getirmek zorunluydu.
Mülki idarenin “millicilere” bağlanması HeyetiTemsiliye döneminde büyük ölçüde tamamlanmıştı. Bazı mutasarrıf ve valilerin milli kurtuluş cephesine katılmaya ikna edilmeleri epey güç olmuştu.Hatta zorlama ile. Vekaletler kurulduktan sonra Anadolu Devletinin çarkları dönmeye başladı.
En önemli mesele orduyu kurmaktı. Elde kadrosu son derece zayıf iki kolordu ve onlara bağlı tümen ve alaylar vardı. Adları kolordu, tümen ve alay olduğuna bakmayınız. Bunlar asgari düzeyde teşkilatı olan birliklerdi. Karabekir’in 15. Cebesoy’un 20. Kolordusu dışında ordu neredeyse yok mesabesine inmişti.
Askerin celp ve sevki için kaynak yoktu. Silah altına alınanlar yürüyerek kıtalarına katılıyorlardı. Bu nedenle ordunun yeniden kuruluşundan (Kuvayı Nizamiye) söz edebilmek için bir yıla yakın zaman geçecektir.
Komuta kademesinde en büyük kazanç İstanbul hükümetinin Harbiye Nazırı Fevzi Paşa’nın Ankara’ya iltihakı oldu.
Süvari kolordusu komutanı Fahrettin Altay Paşa’nın da ikna edilmesi kolay olmadı. O tarihte Albay rütbesindeydi.
Yakup Şevki Paşa, Ali İhsan SabisPaşa Malta’ya sürgün edilmişlerdi.
Bu isimlerin milli orduya katılmaları Sakarya Zaferinden sonra gerçekleşebildi. İsmet Paşa, Kazım Özalpalbay rütbesi ile Milli hükümetin emrine girdiler.
Nurettin Paşa Mustafa Kemal önderliğinde bir harekete katılmakta uzun süre tereddüt etti. Çekincelerle harekete katıldı. Merkez Ordusu komutanlığına atandı. Bu ordu Pontus ve Koçgiri tedip harekatlarında Giresun gönüllü alayı ile birlikte hareket etmiştir. Sakallı Nurettin Paşa’nın aktif olarak görev aldığı harekatlar iç güvenlik harekatlarıdır. Gazi Paşa’ya her zaman sorun çıkarmış, onun önderliğine kerhen rıza göstermiştir.
Subaylar ve yedek subaylar (ihtiyat zabitleri) tedricen milli ordunun kadrolarını güçlendirdiler. Bu sürecin zamana yayılmasının sebebi maddi imkanların son derece kısıtlı olmasıydı.
Sonunla Ordu kuruldu. Halkçılık Programında belirtildiği üzere, ordu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ordusu idi. Ama, zafer kazanma kapasitesine erişmesi için eğitim, teçhizat, mühimmat yönünden gücünün pekiştirilmesine ihtiyaç vardı. Kaynakların orduyu taarruza kaldırabilecek düzeye ulaşması gerekiyordu. Bu hiç kolay olmayacaktı.
AYRILIKLARIN TEMELİ: MECLİS HANGİ AMAÇLA TOPLANDI?
Birinci Meclis muhafazakar bir ekseriyete sahipti. Biz Türklerin büyük halaskarı bu koşullar altında kurtuluşa ve devrime öncülük etti. Doğan Avcıoğlu bu durum için şöyle bir ifade kullanmıştı: Tutucu güçlerle devrimcilik. Çok doğru bir ifade.
Birinci Meclis tarihine dair ilk vurgulanması gereken husus şudur: Ona kişisel olarak itirazı olan bir çok mebus elbette vardı. Ama kurtuluş için çok fazla seslerini yükseltmiyordu. Tartışma çıksa bile sonunda gerilim düşürülüyordu. Hüseyin Avni Ulaş’ın epey gerilimli bir oturumdan sonra “Paşa hazretlerinin ilk günlerden beri arkadaşı olmaktan müftehirim” sözlerinde olduğu gibi. Kurtuluş için desteklenmesi gerektiğini düşünüyorlardı.
Mustafa Kemal açısından Meclisin ilk oturumlarında kabul edilen kuvvetler birliği ve meclis üstünlüğü ilkesi -yeri ve zamanı geldiğinde- devrimci kararlar alabilmek için sağlam bir hukuki zemin oluşturmuştu.
Tutucu kanada gelince, onlar da farklı mülahazalarla meclis üstünlüğünü savunuyorlardı. Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey’in şu sözleri meşhurdur: “Meclis diktatörlüğünden yanayız. Şahıs diktatörlüğüne karşıyız” Şahıstan kimi kast ettiği malum. Sözün arka planında ne gibi düşünceler olduğu da malum.
Mustafa Kemal Paşa’nın muhalifleri de bu ilke ile onun önünü kesmeyi planlıyorlardı.
Mecliste 1921 Mayısına kadar tam manasıyla siyasi parti diyebileceğimiz bir ortam yoktu. Bunun temel nedeni vatan savunması ve askeri teyakkuz durumudur.
1921 kışında durum netleşti. Siyasal rejim anlamında tabii. Müttefik istilasına karşı milliyetçi direniş güçlenmek zorundaydı. Nihai zafere ulaşmak için birlik siyaseti zorunluydu. Onu başkomutan yaptılar.
KURTULUŞTAN SONRA HİLAFET VE SALTANAT NE OLACAK?
Teşkilatı Esasiye Kanunu “hakimiyetin millette olduğunu” açıkça belirtmişti. Eşdeyişle ulusal egemenlik.
Egemenliğin tecelli ve temerküz ettiği yer Türkiye Büyük Millet Meclisi idi. Daha önce çıkarılan yasalarda “hilafet ve saltanat hukuku” ele alınmıştı. Nisab-ı Müzakere Kanununun (5 Eylül 1920) birinci maddesi şöyleydi: “ Büyük Millet Meclisi, hilâfet ve saltanatın, vatan ve milletin istihlâs ve istiklâlinden ibaret olan gayesinin husulüne kadar şeraiti âtiye dairesinde müstemirren inikat eder” Benzer ifadelere “Büyük Millet Meclisi İcra Vekillerinin Suret-i İntihabına Dair Kanununda da yer verilmişti. (3 Mayıs 1920) İlmiyelimebusların bu konuda en fazla başvurdukları kavram “halifenin müttefikler elinde esir olduğu” idi. İcma-i ümmet duruma vaziyet ediyordu.
Bu kavramsallaştırmanın siyasal içeriği boştu. Hukuken de çelişkili idi. Milli egemenliğin olduğu yerde saltanat idaresi olamazdı. Aradan çok zaman geçmeden cumhuriyetçilik “milli saltanat” olarak tanımlanacaktır.
Zaman zaman muhafazakar milletvekillerini teskin etmek için “Muvaffakiyet hasıl olduktan sonra halife-i müsliminkavanin-i esasiye dairesinde mevki-i muhterem ve mübeccelini” alır deniliyordu. Mustafa Kemal Paşa da bu sözleri kullanıyordu. Ama arkasından bunları konuşmanın şimdi zamanı değil demeyi de ihmal etmiyordu.
Kurtuluştan sonra “makamı muallayı saltanat ve hilafet kanun dairesinde mübeccel yerini alır “ ne demek oluyordu? Bu kanun dairesinde ifadesinin içeriğinin ne olacağını zaman ve koşullar belirleyecekti.
Kanun dairesinde derken aslında bir “rezerv “ vardı. Bir şerh. Bu örtülü olarak hilafet de saltanat da kaldırılabilir demekti. Ama kanun ile. Öyle de oldu.
KUVVETLER BİRLİĞİ VE MECLİS ÜSTÜNLÜĞÜ İLKESİNİN İŞLEVİ NE OLDU?
1920 yazında önemli sayıda milletvekili açısından Ankara Meclisinin tek bir toplanma amacı vardı: vatanın ve milletin istihlası- hilafet ve saltanat makamının esaretten kurtarılması.
Meclisin bundan başka bir amacının olamayacağını ısrarla vurguluyor, rejime dair karar ve kanunlarda özellikle bu ifadenin yer almasına çalışıyordu.
Meclis toplandıktan sonra ilk halledilmesi gereken mesele hükümet kurulmasıydı. Anadolu’yu kim hangi meşruiyete dayanarak idare edecekti? Bir çok mebus açısından yeni bir hükümet kurulamazdı. Hükümet Osmanlı hükümeti idi. Kurtuluş tahakkuk edinceye kadar “Muvakkat bir idare “ kurmak yeterliydi. Kurtuluştan sonra İstanbul’a dönülmeli Osmanlı meşrutiyetinin kurumları iade edilmeliydi.
Bu şekilde düşünen milletvekilleri açısından Meclisin Ankara’da toplanması Meclisi Mebusan’ın güvenlik gerekçesiyle vatanın emin bir yerinde toplanmasından ibaretti. Onlara göre Türkiye Büyük Millet Meclisi Üçüncü Meşrutiyet Mebusan meclisi idi.
Önce geçici İcra Encümeni kuruldu. Sonra İcra Vekilleri heyeti.
Ülke idaresi konusunda (hükümet etme işleri) kafalar karışıktı. Bu noktada Mustafa Kemal Paşa’nın benimsediği taktiksonuç alıcı oldu. Gazi Paşa, Meclisi aydınlatan konuşmasından sonra “bütün iktidarın” mecliste temerküz etmesini sağlayan bir önerge verdi. Bu Türk parlamento tarihi açısından çok önemli bir eşiğin aşılması oldu. Önergenin kabulü meclis üstünlüğü ve kuvvetler birliği ilkesinin milli kurtuluş savaşı boyunca uygulanması sonucunu verecekti. Bu ilkeler-ilerde-devrim için kaldıraç işlevi görecekti.
Muhafazakar mebuslar da bu ilkeden memnundular. Çünkü Mustafa Kemal Paşa’nın diktatörlük eğilimlerinden şüpheleniyorlardı. Meclis tüzel kişiliği onun üstünde olmalıydı. Bu duygu onları rahatlatıyordu. Meclis üstündü. Paşa hazretleri değil. Onlara göre hilafet ve saltanat hukukugeçici bir süre için “icma-i ümmete” havale edilmişti.
İKİ MERKEZKAÇ EĞİLİM : ERZURUM VE KONYA’DA NELER OLUYOR?
TBMM yönetimi- erken evrede-gayrı nizamı kuvvetlerle direnmeye ve askeri ve mülki teşkilatı kurmaya çalışmakla meşguldü. Tam bu sırada Meclis içinden kuşku verici davranışlarda bulunanlar da oldu.
Bu tavrın-sadece- Mustafa Kemal Paşa hakkındaki olumsuz intibalarla ilgisi yoktur. İşin esası şudur: Bazı simalar “müdafaa-yı hukuka katılmakla birlikte” milli kurtuluş hareketinin zaferle sonuçlanacağına inanmıyorlardı.
İki örnek vermek isterim. Bunlardan ilki Erzurum milletvekilleri Celaleddin Arif Bey ve Hüseyin Avni Ulaş’ın tuhaf tutumlarıdır. İkisi de Mustafa Kemal muhalifi idiler. Bu isimler meclisten iki ay izin alarak Erzurum ve çevresinde (vilayatışarkiyye) muhtar bir idare kurmaya teşebbüs ettiler.
Celaleddin Arif Bey, vilayetteki mülki ve askeri yetkilerin tümünü kuşanmayı planlıyordu. Karabekir Paşa gidişattan kuşkulandı. Durumu Ankara’ya bildirdi. TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa telgrafla bahse konu mebusları uyardı. Nisabı Müzakere Kanununa göre buna imkan olmadığını,mebusluktan istifası halinde Celaleddin Bey’in Erzurum Valiliği talebini Meclisin tensibine sunabileceğini belirtti. İşin ilginç tarafı şudur ki, Celaleddin Arif Bey, İstanbul Darülfünununda hukuku esasiye müderrisi idi (anayasa hukuku profesörü) Son Mebusan meclisinin başkanı seçilmişti. O tarih itibariyle TBMM ikinci başkanı ve Adliye Vekili idi. Hüseyin Avni Ulaş ise en sert muhaliflerden biri idi. Erzurum Kongresi’nin açılış oturumda Ordu müfettişliğinden müstafi mirliva Mustafa Kemal Paşa’ya üniforma krizi çıkarmıştı. Kendisi “sırmalılara” muhalifti. 1922’de İkinci Grup adına TBMM başkanvekilliğine seçilecektir.
Bir başka merkezkaç örnek Konya vilayeti ile ilgilidir. Konya mebusu ve meclis başkanvekillerindenAbdülhalim Çelebi Efendi’nin İtalyanların vesayeti altında bir Selçuklu hükümeti kurmayı planladığı anlaşılıyor. Delibaş ayaklanmasının bununla ilgisi olduğunu sanırım.
İsyan bastırıldıktan sonra DivanıHarbe sevkedilenlerden biri de oydu. Milletvekili dokunulmazlığı ve Mevlevi dergahı postnişini olması nedeniyle dosyanın görüşülmesi ertelendi. Sonra gündeme gelmedi.
İÇ SAVAŞIN ŞİDDETLENMESİ: ALİ FUAT PAŞA, ÇERKES ETHEM, DEMİRCİ........© 12punto
