menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Post-Modern siyaset beka sorunu mu?

25 0
09.05.2026

Modernite, aydınlanma felsefesinin ürünüdür.Rasyonalite (akılcılık) ve bilimsel düşünceyi esas alır. Evrensel ilke ve doğruların kabulü ile yol alan bir kültürel dönüşüm sürecinin sonucudur. 

Laiklik ve Ulus-devlet bu dönemin ürünü olmuştur.  Geleneksel toplumsal düzenin reddinden yola çıkmış, felsefi ve sosyal yapılanmayı akıl ve bilimin öncülüğünde gerçekleştirmeyi amaçlayan bir düşünce çağına kapıları açmıştır.

Modernizm aynı zamanda ideolojiler çağıdır. 

20. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan Post- modernizm; Modernizmin reddiyesidir.

Modernizmin kesinlik içeren bilimsel doğrularına, akılcılığa tepki olarak doğdu. Aydınlanma felsefesine ve ilerleme kavramlarına şüphecilikle yaklaştı. Kabul görmüş yerleşik normlara olan itirazlarını sürdürdü.

Post modernizm ile teknolojik sistemin ürünü olan sosyal medya, yapay zeka gibi dijital platformlar ve bireysel inanç ve duygular, nesnel gerçekliğin yerini aldı. Böylece ortak ve kabul görmüş nesnel gerçeklik ortadan kalktı. 

Toplumda sıkça tanık olunan “benim doğrum” – “senin doğrun” söylemleri ile somut ve nesnel doğrular yitirildi. Bilim ve akıl dışı düşünceler saygıya değer kabul edilir olmakla kalmadı “düşünce özgürlüğü ve demokrasinin” gereği olarak adlandırıldı.

Post- modern etik yaklaşımı ile sabit ve değişmez ahlak ilkelerinin geçersizliğini savunuldu.

Bilimin yadsınamaz gerçekliği ve toplumsal yaşamdaki statüsü tartışmaya açıldı.

Post-modernizmin siyaset üzerindeki etkileri, nesnel doğru gibi kavramların reddedilmesi, aydınlanmacı ve ilerlemeci evrensel düşüncenin inkarı oldu.

Ulus kimliği yerine çoğulcu kimlik anlayışı savunuldu. Etnik, kültürel ve yerel kimlikler ön plana çıkarıldı.

Siyasetin “gerçeklikler” üzerinden ve gerçek sorunlara duyarlı yürütülmesi yerine, medya aracılığı ile sunulan simülasyonlar üzerinden yürütülmesini öncelendi.

Sabit ideolojik duruşlar reddedilerek, konjonktüre göre değişebilen, tutarlılık kaygısı taşımayan esnek siyasi mesajlar geçerlilik kazandı.

• Post-modernizm, kurumlara olan güveni sarsarken, rasyonel bilgiye ve büyük siyasi partilere olan güveni azalttı.

• Yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri öncelik kazandı.

• Halkın duygularına hitap eden, rasyonel olmayan popülist söylemler siyasette etkili olmaya başladı.

• Akılcılık ve bilimsellik ile ulaşılan gerçeklik reddedildiği için gerçek dışılık anlamına gelen “post truth” manipülasyonlarla meşrulaştırıldı. Toplum “doğru ve gerçek olanı” kaybetti. Yaratılan kafa karışıklığı ise gerçeklerden koparılan halkların afyonu oldu.

• Artık ortada toplumun “nesnel gerçeklik” olarak nitelendireceği ilke ve değerler kalmadığı için, sanal gerçekler ve simülasyonlarla yönlendirilen ve paranın başat aktör olduğu bir siyaset biçimi ortaya çıktı.

İDEOLOJİSİZ VE İLKESİZ SİYASET

İdeolojisiz, ilkesiz ve popülist siyaset, demokrasi olarak sunulmaya başladı. 

Siyasi partiler kimliksizleşti, simülasyonlara, popülist eylem ve söylemlere odaklandılar. Toplumsal sorunlar ve ulusal çıkarlara yönelik çözüm önerileri yerine, akla değil duygulara, özlemlere ve bilinç altına hitap eden propaganda yöntemleri yaygınlık kazandı.

Ulus devletin toplumu kurtuluşa ve refaha ulaştıramayacağı ve toplumsal bütünleşme ile sonuca ulaşılamayacağı mesajları sürekli tekrar edildi.

Toplumun bağlılık duyması ve ahlaken kendisini sorumlu hissetmesi gereken yapının Ulus değil, Cemaat (topluluk) olduğu vurgulandı. 

Ulusal kimliğinin yerini etnik, dinsel, mezhepsel ve cinsel kimliklere terk........

© 12punto