Millet uyuyor mu, uyutuluyor mu? |
Haberleri izlemek insanın içini karartıyor. Emekçiler ayakta, emekliler perişan, siyasi mahkûm diye bir kitle yaratıldı, yargı üst mahkeme kararlarına uymuyor, sanki tek usulsüzlük yapan belediyeler sadece CHP’ye aitmiş gibi kategorik takibatlar yapılıyor. Depremde yıkılan hastane için istenen takibat iznini vermeyen makamlar kendilerini yargı merci gibi algılayarak geri çeviriyorlar, sanki izni vermeyen kamu otoritesi nihaî karar merci imiş gibi! Yaşamımın son yıllarına doğru yaklaşırken, hayretle ve üzüntüyle izlediğim böylesi ve benzer muamele ve işlemlerin hiç bir dönemde böylesine pervasızca uygulandığına tanık olmamışımdır. Tüm yaşananlara siyasi basiret tutulması desem aklım almıyor, toplumsal körelme desem nasıl bu kadar açık cereyan eden olaylara karşı halk seyirci kalır, anlayamıyorum! Sanırım, tam bir toplumsal akıl tutulması yaşanmaktadır. Bazen düşünüyorum da, acaba dört bir yanımıza elektronik sersemleticiler koyulmuş olabilir mi, zira böylesine derin bir gaflet uykusuna dalış başka türlü anlaşılır gibi değildir.
Böylesi toplumsal rehavet hali acaba kimin eseridir ve kimin işine yarar? Bu soruyu iki bağlamda ele almak durumundayız. Birincisi, dünya kapitalizmi her gün biraz daha sıkışırken, ülkeler kendi içlerine doğru gerilemekte ve diktatör ve faşist iktidarlara doğru hızla kaymaktalar. Bu kayışı salt iktidarı ele geçiren siyasi kadro zihniyeti ya da kifayetli propaganda algısı ile açıklayamayız. Bu kayış, ülkelerin alt-yapısı, toplumsal zihniyet ve değişiminin siyasete yansımasıdır. Hal böyle olunca, çözümlemeyi üst-yapı siyasi kadrolardan alt-yapı toplumsal yapılara indirgemek durumundayız, ki burada işler daha da karmaşık bir hal almaktadır. Üstelik sözü edilen ülkelerin çoğu gelişmiş ve eğitim düzeyi yüksek toplum yapısına sahiptir. En tipik örneği, bazı değerli........